İstanbul'da en zorlandığım şey, yeşil bir soluk almanın neredeyse imkansız olması. Mesela, 2018'den beri Kadıköy'de oturuyorum, balkonuma fesleğen, reyhan ve birkaç saksı domates ektim. Her sabah uyanıp onları suluyorum, ama trafik dumanı yaprakları griye boyuyor, bir haftada soluyorlar. Yazın, Temmuz ayında, balkonda oturup çay içmek istesem, boğaz köprüsünden gelen gürültüyle başım ağrıyor, fesleğenin kokusu bile trafikten gelen egzozla karışıyor.
Bu şehirde yeşil alanlar o kadar az ki, hafta sonu parka gitmeye kalksam, Beşiktaş'taki Yıldız Parkı'nda bile kalabalıkta yer bulamıyorum. Geçen yıl, Mayıs ayında oraya gittim, saat 10'da, ama etrafımda piknik yapanlar, koşanlar arasında kendi bitki hobime vakit ayıramadım. Balkonumda hobi bahçeciliği yapmaya çalışırken, su faturası her ay yükseliyor, geçen faturada 150 lira çıktı sadece balkon sulaması için. Markette aldığım tohumlar, mesela Burpee markalı fesleğen tohumu, 50 lira, ama onları büyütmek için temiz hava şart, ki İstanbul bunu vermiyor.
Kiralar yüzünden de işler zorlaşıyor, geçen sene ev değiştirdim, aynı Kadıköy'de, ama kiraya 2500 lira veriyorum artık, eskiden 1500'dü. O parayı verince, balkona yeni saksı almak için bütçe kalmıyor, geçen ay IKEA'dan bir tane aldım, 80 lira, ama onu yerleştirecek yer bulmak için eşyaları yeniden düzenledim. İnsanlar burada hayatta kalmaya çalışıyor, ben de fesleğenlerimi kurtarmak için pencereyi kapatıyorum, ama o zaman sıcak bastırıyor. 2023 yazında, sıcaklar 40 dereceyi görünce, bitkilerim kurudu, sulasam da fayda etmedi. Bu hayatı yaşarken, hobi olarak gördüğüm balkon bahçeciliği, sanki bir lükse dönüşüyor, her gün yeni bir mücadele. Trafik yüzünden işe giderken, metrobüste ezilirken, aklımda hep o fesleğenler var, acaba bugün hayatta mı kaldılar? Kadıköy sokaklarında yürürken, beton her yerde, yeşili özlüyorum, ama bu şehirde özlemle yaşamaya alışıyor insan. Balat'ta bir arkadaşımın balkonunu gördüm geçenlerde, onunkinde de aynı sorun, toz her şeyi kaplıyor, ama o devam ediyor, ben de ediyorum. Bu zorluklar arasında, İstanbul'un en acımasız yanı, doğayı özletmesi. Fesleğenlerim soldukça, ben de soluyorum adeta, ama vazgeçmiyorum, her bahar yeni tohum ekiyorum. Bu şehirde yaşamak, bir savaş gibi, ama balkonumda bir parça cennet yaratmaya çalışıyorum. Her gün, o küçük yeşil yaprakları görmek, bana direnme gücü veriyor, yoksa bu kalabalıkta kaybolurdum. İşte bu yüzden, İstanbul'da en zor taraf, yeşili aramak.