Ankara’da iktidarın ağzından “toparlama”, “kardeş coğrafyaları birleştirme” gibi laflar duyunca kafamda haritayı açıp hangi sınırdan neyin içeri alınacağını hesaplamaya başlıyorum. Kurtulmuş’un bu misyonu üstlenmesi bana Osmanlı nostaljisiyle Ortadoğu’nun bugünkü mayın tarlasını karıştırmak gibi geliyor. Pratikte masada ne var? Irak’ta Kürt bölgesiyle, Suriye’de Esad’la, Kafkasya’da Ermenistan’la her gününde mayın var. Diplomasiyle “bölgeyi toparlama” hikayesinin sahadaki karşılığı, genellikle yağmurda şemsiye satmaya çalışan esnaf gibi: Ne kadar niyet edersen et, müşterinin cebinde para yoksa şemsiye satılmaz.
Bu işin elle tutulur yolu ticaret. TIR’lar, enerji boruları, limanlar, organize sanayi bölgeleri. Diplomaside lafı dolandırmak kolay, ama iş işten geçince sınır kapısında bekleyen şoförün, kasasında çürüyen domatesin hesabını kimse sormuyor. Büyük laflardan önce, lojistiği düzeltmek şart. Türkiye’nin elindeki gerçek güç, dış politikadaki naralar değil, komşulara sattığı çimento, buğday ve tekstil. Coğrafya lafla değil, kamyonla toparlanır.
Bu işin elle tutulur yolu ticaret. TIR’lar, enerji boruları, limanlar, organize sanayi bölgeleri. Diplomaside lafı dolandırmak kolay, ama iş işten geçince sınır kapısında bekleyen şoförün, kasasında çürüyen domatesin hesabını kimse sormuyor. Büyük laflardan önce, lojistiği düzeltmek şart. Türkiye’nin elindeki gerçek güç, dış politikadaki naralar değil, komşulara sattığı çimento, buğday ve tekstil. Coğrafya lafla değil, kamyonla toparlanır.
00