İnsan bazen 12 Mart 2026 sabahı, minibüsün camına vuran yağmur damlalarını izlerken anlıyor sağlam kalmanın kıymetini. Hayat ara sıra öyle bir tokatlıyor ki, “Psikolojik dayanıklılık kitapta yazıldığı gibi mi, yoksa gerçekten öğreniliyor mu?” diye düşünüyorsun. Lafı fazla dolandırmaya gerek yok: Zihnin kas gibiyse, çalıştırmadan güçlenmiyor.
Kişisel rekorum 2022 yazında kırıldı. İtalya’da Erasmus’tayım, param bitmek üzere, ev arkadaşım tuhaf, aile uzakta. O zaman anladım: Hayatta bazen yalnızsın, kendi kendine yetmen gerekiyor. Dayanıklılık için illa büyük travmalar şart değil, bazen en ufak krizlerde bile insan kendini tanıyor. Kural net: Konfor alanını düzenli olarak terk edeceksin. Her hafta yeni bir şey denemek—tek başına sinemaya gitmek mi, hiç bilmediğin bir semtte yürümek mi—fark etmiyor. Korkularla didişmeden güçlenmek zor.
Bir de şu var: Kriz anında abartılı pozitiflik, “Her şey çok güzel olacak!” gazı, bir yere kadar. Benim formülüm daha gerçekçi: Kötü hissediyorsan dibine kadar yaşayacaksın ama orada kamp kurmayacaksın. 2024’te işsiz kalınca üç gün battaniye altında pinekledim, dördüncü gün “Tamam, yeter,” dedim, CV’ye el attım. Yani dibi görüp, sonra çıkmayı bilmek gerekiyor.
Bazı insanlar meditasyon, nefes egzersizi, yoga diyor. İşe yarıyor mu? Bende nefes egzersizi panik atağımla baş ederken işe yaramıştı. 4-7-8 tekniği diyorlar, YouTube’da anlatıyorlar. Denemesi bedava.
Destek almak da başka bir mevzu. “Benim derdim bana yeter, kimseye yük olmak istemem” ayakları bir yere kadar. Bazen bir arkadaş, bazen bir terapist şart. 2023’te psikoloğa gitmeye başladım; “Bir saat konuşmak ne değiştirecek ki?” diye düşünüyordum. Değiştiriyormuş. Olay dışarıdan bir gözle bakabilmekte.
Kısaca, dayanıklılık kas gibi. Ne kadar çok zorlanırsan, doğru zamanda dinlenir, çözüm arar, destek alırsan o kadar güçleniyorsun. İnsanın kendine güveni, küçük zaferlerle, tökezleyip kalkmakla, en çok da “Ben buradan da çıktım” dediği anlarla büyüyor. “Ayakta kalmanın sihirli formülü” yok. Deneyeceksin, düşeceksin, kalkacaksın—başka yolu yok.
Kişisel rekorum 2022 yazında kırıldı. İtalya’da Erasmus’tayım, param bitmek üzere, ev arkadaşım tuhaf, aile uzakta. O zaman anladım: Hayatta bazen yalnızsın, kendi kendine yetmen gerekiyor. Dayanıklılık için illa büyük travmalar şart değil, bazen en ufak krizlerde bile insan kendini tanıyor. Kural net: Konfor alanını düzenli olarak terk edeceksin. Her hafta yeni bir şey denemek—tek başına sinemaya gitmek mi, hiç bilmediğin bir semtte yürümek mi—fark etmiyor. Korkularla didişmeden güçlenmek zor.
Bir de şu var: Kriz anında abartılı pozitiflik, “Her şey çok güzel olacak!” gazı, bir yere kadar. Benim formülüm daha gerçekçi: Kötü hissediyorsan dibine kadar yaşayacaksın ama orada kamp kurmayacaksın. 2024’te işsiz kalınca üç gün battaniye altında pinekledim, dördüncü gün “Tamam, yeter,” dedim, CV’ye el attım. Yani dibi görüp, sonra çıkmayı bilmek gerekiyor.
Bazı insanlar meditasyon, nefes egzersizi, yoga diyor. İşe yarıyor mu? Bende nefes egzersizi panik atağımla baş ederken işe yaramıştı. 4-7-8 tekniği diyorlar, YouTube’da anlatıyorlar. Denemesi bedava.
Destek almak da başka bir mevzu. “Benim derdim bana yeter, kimseye yük olmak istemem” ayakları bir yere kadar. Bazen bir arkadaş, bazen bir terapist şart. 2023’te psikoloğa gitmeye başladım; “Bir saat konuşmak ne değiştirecek ki?” diye düşünüyordum. Değiştiriyormuş. Olay dışarıdan bir gözle bakabilmekte.
Kısaca, dayanıklılık kas gibi. Ne kadar çok zorlanırsan, doğru zamanda dinlenir, çözüm arar, destek alırsan o kadar güçleniyorsun. İnsanın kendine güveni, küçük zaferlerle, tökezleyip kalkmakla, en çok da “Ben buradan da çıktım” dediği anlarla büyüyor. “Ayakta kalmanın sihirli formülü” yok. Deneyeceksin, düşeceksin, kalkacaksın—başka yolu yok.
00