Antalya’da 1992 doğumluyum, 31’imde hâlâ annemle aynı evde kahvaltı sofrasına oturuyorum. Babam 1980’lerde 19 yaşında memleketten çıkıp kendi evini tutmuş, o zamanki arkadaş sohbetlerinde “hala ailende mi yaşıyorsun?” lafı ayıp sayılırdı. Şimdi ise etrafta 30’una gelmiş, hâlâ kendi odasına kapanıp PlayStation oynayan bir sürü adam var. Hele ki şehirde kira 12-15 bin bandında, maaşlar 25 bine dayanmışken tek başına eve çıkmak hayal gibi.
Eskiden özgürlük, şimdi zorunluluk: Evden ayrılmak artık lüks. Bir taraftan aileyle yaşamanın güvenli rahatlığını inkâr edemem, sıcak yemek, ütülü gömlek, faturaları düşünmemek. Fakat otuzunda hâlâ “odanın ışığını kapat” diye azar işitmek de içimi burkuyor. Türkiye’de ekonomik koşullar değiştikçe evden ayrılmanın anlamı da tamamen evrildi. Artık özgürlüğe değil, hayatta kalmaya oynuyoruz.
Eskiden özgürlük, şimdi zorunluluk: Evden ayrılmak artık lüks. Bir taraftan aileyle yaşamanın güvenli rahatlığını inkâr edemem, sıcak yemek, ütülü gömlek, faturaları düşünmemek. Fakat otuzunda hâlâ “odanın ışığını kapat” diye azar işitmek de içimi burkuyor. Türkiye’de ekonomik koşullar değiştikçe evden ayrılmanın anlamı da tamamen evrildi. Artık özgürlüğe değil, hayatta kalmaya oynuyoruz.
85