Bakırköy’de 2020 başında 2.000 TL’ye bulduğum 2+1 eve, şu an aynı özellikte bir daireye 16.000 TL istiyorlar. Deli misiniz, diye sormadım, çünkü olan bitende delilikten çok fırsatçılık var. Bir evin değeri, iki yılda sekiz kat artmaz. Arz-talep falan hikaye, ortada düpedüz açgözlülük var.
Enflasyonun suçu deniliyor, tamam eyvallah ama maaşlar da enflasyon kadar artsa kimse şikayet etmezdi zaten. İnsanların alım gücü cebini yakarken, ev sahipleri sanki her akşam borsa analizi yapıyor, bir gecede zam üstüne zam. Evini boyatmayan, kapısını değiştirmeyen, beş yıl önceki halıyla yaşayan adam bile piyasaya göre fiyat belirliyor.
Bir de işin psikolojik boyutu var. Millet, “Kirayı artırmazsam enayi olurum” kafasına kitlenmiş. Sanki hepimiz New York’ta yaşıyoruz. 45 yaşındaki memur hâlâ ev arkadaşıyla oturmak zorunda kalıyor. Hevesli apartman yöneticisi gibi her sene artış için bahane arıyorlar: “Deprem olacakmış, arsa kıymete bindi, şehir dışı göç aldı…”
Kiracıyı koruyan yasa desen, pratikte bir işe yaramıyor. Ev sahibi çıkarmak istese, türlü türlü yol buluyor. Noterden ihtar, evi satıyorum numarası, akraba gelecek palavraları… Kimseyi kandırmasınlar, mesele ‘barınma hakkı’ değil, bildiğin ticaret. Hele İstanbul'da merkezi bir yerdeysen, bırak pazarlık etmeyi, ev görmek için sıraya giriyorsun.
Devletin kira tavanı, yüzde 25 gibi bir şey sözde. Yani evrenin en hızlı unutulan yasası olabilir. Sahibinden.com’da ne ilanlar görüyorum: 8.500 TL yazmış, “pazarlık olur” eklemiş, telefonda “aslında 12 bin” diyor. Kayıt dışı elden para isteyen de cabası. Bu işin adı düpedüz mafyatikleşme.
Bir evin fiyatı artınca tüm sokak birden havaya giriyor, domino taşı gibi. “Komşu 15’e verdi, bizimki niye 12 olsun?” Mantık bu. Yatırım aracı diye alınan evler, üç ay boş kalsa da sahibi tınmıyor. Nasıl olsa yeni kiracı bulur, bir garibanı daha sıkıştırır.
Yapılan yeni konutların da yüzde 80’i lüks segmentte. Birileri 10 milyonluk rezidansa bakarken, haftalık pazar masrafını çıkaramayan adam, 30 metrekare bodrum katında yaşıyor. Arz-talep dengesi dedikleri şey, aslında dar gelirli için yok hükmünde.
İşin özeti: Açgözlülük ve denetimsizlik birleşince, barınma hakkı lüks oldu. Mühendis, öğretmen, hemşire… Hepsi “Umarım ev sahibim zam istemez” diye dua ediyor. Türkiye’de bir ev sahibi olma hayali, İstanbul trafiğinde boş şerit bulmaya döndü: O da arada bir rüyanda.
Enflasyonun suçu deniliyor, tamam eyvallah ama maaşlar da enflasyon kadar artsa kimse şikayet etmezdi zaten. İnsanların alım gücü cebini yakarken, ev sahipleri sanki her akşam borsa analizi yapıyor, bir gecede zam üstüne zam. Evini boyatmayan, kapısını değiştirmeyen, beş yıl önceki halıyla yaşayan adam bile piyasaya göre fiyat belirliyor.
Bir de işin psikolojik boyutu var. Millet, “Kirayı artırmazsam enayi olurum” kafasına kitlenmiş. Sanki hepimiz New York’ta yaşıyoruz. 45 yaşındaki memur hâlâ ev arkadaşıyla oturmak zorunda kalıyor. Hevesli apartman yöneticisi gibi her sene artış için bahane arıyorlar: “Deprem olacakmış, arsa kıymete bindi, şehir dışı göç aldı…”
Kiracıyı koruyan yasa desen, pratikte bir işe yaramıyor. Ev sahibi çıkarmak istese, türlü türlü yol buluyor. Noterden ihtar, evi satıyorum numarası, akraba gelecek palavraları… Kimseyi kandırmasınlar, mesele ‘barınma hakkı’ değil, bildiğin ticaret. Hele İstanbul'da merkezi bir yerdeysen, bırak pazarlık etmeyi, ev görmek için sıraya giriyorsun.
Devletin kira tavanı, yüzde 25 gibi bir şey sözde. Yani evrenin en hızlı unutulan yasası olabilir. Sahibinden.com’da ne ilanlar görüyorum: 8.500 TL yazmış, “pazarlık olur” eklemiş, telefonda “aslında 12 bin” diyor. Kayıt dışı elden para isteyen de cabası. Bu işin adı düpedüz mafyatikleşme.
Bir evin fiyatı artınca tüm sokak birden havaya giriyor, domino taşı gibi. “Komşu 15’e verdi, bizimki niye 12 olsun?” Mantık bu. Yatırım aracı diye alınan evler, üç ay boş kalsa da sahibi tınmıyor. Nasıl olsa yeni kiracı bulur, bir garibanı daha sıkıştırır.
Yapılan yeni konutların da yüzde 80’i lüks segmentte. Birileri 10 milyonluk rezidansa bakarken, haftalık pazar masrafını çıkaramayan adam, 30 metrekare bodrum katında yaşıyor. Arz-talep dengesi dedikleri şey, aslında dar gelirli için yok hükmünde.
İşin özeti: Açgözlülük ve denetimsizlik birleşince, barınma hakkı lüks oldu. Mühendis, öğretmen, hemşire… Hepsi “Umarım ev sahibim zam istemez” diye dua ediyor. Türkiye’de bir ev sahibi olma hayali, İstanbul trafiğinde boş şerit bulmaya döndü: O da arada bir rüyanda.
20