Gece yatağa yatıp tavanı seyrederken beyninin içinde dönen binbir türlü gereksiz düşünceyle boğuşmak, modern insanın yeni hobisi oldu. Elbette ilk akla gelen "akşam kahve içmeyelim" klişesi ama mesele o kadar basit değil. Öncelikle yatak odanı bir tür ibadethaneye çevirmen gerekiyor; loş ışıklar, serin bir ortam ve telefonun yasak olduğu bir alan. O mavi ışık beynine "uyanık kal" sinyali gönderiyor, sanki sabah kalkıp işe gidecekmişsin gibi.
Uyumadan iki saat önce tüm ekranları kapatmak, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi gelse de, aslında beynine "tamamdır, mesai bitti" mesajı veriyor. Bitki çayları, lavanta kokuları falan hikaye değil; bunlar cidden işe yarıyor. Bir de düzenli bir uyku saati belirleyip, hafta sonu bile olsa ona sadık kalmak var ki, bu disiplin çoğu insanın yapmaktan nefret ettiği bir şey. Ama unutma, kaliteli bir uyku, gün içinde maruz kaldığın tüm o saçmalıklarla baş etmenin en ucuz ve en etkili yolu. Yoksa sabahları zombi gibi dolaşıp, "uyku bozukluğu için ne yapılır" diye başlık açmaya devam edersin.
Uyumadan iki saat önce tüm ekranları kapatmak, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi gelse de, aslında beynine "tamamdır, mesai bitti" mesajı veriyor. Bitki çayları, lavanta kokuları falan hikaye değil; bunlar cidden işe yarıyor. Bir de düzenli bir uyku saati belirleyip, hafta sonu bile olsa ona sadık kalmak var ki, bu disiplin çoğu insanın yapmaktan nefret ettiği bir şey. Ama unutma, kaliteli bir uyku, gün içinde maruz kaldığın tüm o saçmalıklarla baş etmenin en ucuz ve en etkili yolu. Yoksa sabahları zombi gibi dolaşıp, "uyku bozukluğu için ne yapılır" diye başlık açmaya devam edersin.
124