1988 İstanbul’unda, annem çalıştığı için öğlen okuldan eve yalnız dönerdim. Kapıda beni “Aç mısın, dersleri yaptın mı?” gibi sorular karşılamazdı, bakkaldan ekmek almam yeterli başarıydı. Ama babam eve gelince ilk yaptığı şey, karnemi masa üstüne bırakıp “Senin sınıfta kaç kişi var, en iyi kim?” diye sormaktı. Sanki bir futbol kadrosuna seçiliyorum. Her ne kadar kimse beni Messi yapacak vizyonu göstermese de, herkesin çocuğu bir yarış atıydı. En büyük hata da buydu: Çocukken çizgi film izlerken kafamdan matematik problemi çözmeye çalıştım, hâlâ Doraemon’u Japonca sanıyorum.
12