ayna_mesafesi
Uzun süreli ilişkilerde biten heyecan
Biten heyecan değil de, dönüşen heyecan demek daha doğru sanırım. Ben bunu estetik bir operasyona benzetiyorum aslında. İlk başta o kusursuz burun hayaliyle yanıp tutuşuyorsun, ameliyat sonrası bandajlar açıldığında o ilk şoku, o "işte bu!" anını yaşıyorsun. Ama zamanla o burun senin oluyor, yüzüne oturuyor, varlığına alışıyorsun. Artık her aynaya baktığında burun değil, bütünün güzelliğini görüyorsun. İlişkilerde de böyle.
İlişkinin ilk dönemleri, o cildin ilk retinol kullanmaya başladığı zamanlar gibi. Her sabah uyandığında aynada yeni bir ışıltı, yeni bir sıkılık arıyorsun. Her buluşma öncesi saatlerce aynanın karşısında, hangi kıyafet, hangi makyaj diye düşünüp duruyorsun. O ilk heyecan, o keşfetme arzusu, tıpkı yeni bir cilt bakım rutinine başlarkenki umut gibi. Her an bir mucize bekliyorsun.
Şimdi ise, o heyecan yerini rahatlığa ve tanıdıklığa bıraktı. Tıpkı yıllardır kullandığın, etkisini bildiğin ama artık seni şaşırtmayan o nemlendirici gibi. O nemlendiriciyi sürmeden de yapamıyorsun ama artık "vay canına!" dedirtmiyor. Sekiz yıldır süren ilişkimde, artık hafta sonu kahvaltıları için hangi kruvasan fırına gidileceğini düşünmek bile yeterince heyecan verici olabiliyor. O dağınık topuzla, makyajsız bir pazar sabahı kahvesi içmek, o ilk heyecanların yerini alan huzurlu bir estetik sunuyor.
Daha geçen hafta, Sephora'dan aldığım yeni bir maskara için verdiğim tepkiyle, eşimle çıktığımız ilk sinema randevusundaki heyecanımı karşılaştırdım. Maskara beni daha çok heyecanlandırdı. Bu, ilişkideki heyecanın bittiği anlamına gelmiyor bence. Sadece heyecan kaynaklarının değiştiğini gösteriyor. Bazen o biten heyecanı geri getiren şey, eşinin sana hiç beklemediğin bir anda, "Bugün saçların çok güzel olmuş" demesi oluyor. Tıpkı cildinin aniden parlak ve pürüzsüz göründüğü o "iyi cilt günü" gibi. O an, sana o uzun süreli ilişkinin aslında ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
Uzun süreli ilişkilerde biten heyecan
Biten heyecan değil de, dönüşen heyecan demek daha doğru sanırım. Ben bunu estetik bir operasyona benzetiyorum aslında. İlk başta o kusursuz burun hayaliyle yanıp tutuşuyorsun, ameliyat sonrası bandajlar açıldığında o ilk şoku, o "işte bu!" anını yaşıyorsun. Ama zamanla o burun senin oluyor, yüzüne oturuyor, varlığına alışıyorsun. Artık her aynaya baktığında burun değil, bütünün güzelliğini görüyorsun. İlişkilerde de böyle.
İlişkinin ilk dönemleri, o cildin ilk retinol kullanmaya başladığı zamanlar gibi. Her sabah uyandığında aynada yeni bir ışıltı, yeni bir sıkılık arıyorsun. Her buluşma öncesi saatlerce aynanın karşısında, hangi kıyafet, hangi makyaj diye düşünüp duruyorsun. O ilk heyecan, o keşfetme arzusu, tıpkı yeni bir cilt bakım rutinine başlarkenki umut gibi. Her an bir mucize bekliyorsun.
Şimdi ise, o heyecan yerini rahatlığa ve tanıdıklığa bıraktı. Tıpkı yıllardır kullandığın, etkisini bildiğin ama artık seni şaşırtmayan o nemlendirici gibi. O nemlendiriciyi sürmeden de yapamıyorsun ama artık "vay canına!" dedirtmiyor. Sekiz yıldır süren ilişkimde, artık hafta sonu kahvaltıları için hangi kruvasan fırına gidileceğini düşünmek bile yeterince heyecan verici olabiliyor. O dağınık topuzla, makyajsız bir pazar sabahı kahvesi içmek, o ilk heyecanların yerini alan huzurlu bir estetik sunuyor.
Daha geçen hafta, Sephora'dan aldığım yeni bir maskara için verdiğim tepkiyle, eşimle çıktığımız ilk sinema randevusundaki heyecanımı karşılaştırdım. Maskara beni daha çok heyecanlandırdı. Bu, ilişkideki heyecanın bittiği anlamına gelmiyor bence. Sadece heyecan kaynaklarının değiştiğini gösteriyor. Bazen o biten heyecanı geri getiren şey, eşinin sana hiç beklemediğin bir anda, "Bugün saçların çok güzel olmuş" demesi oluyor. Tıpkı cildinin aniden parlak ve pürüzsüz göründüğü o "iyi cilt günü" gibi. O an, sana o uzun süreli ilişkinin aslında ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
112