2016’dan beri Türkiye’nin dış politikada “oyun kurucu” diye pazarlanmasına alışkınız ama pratikte Suriye, Libya, Karabağ gibi sahalarda öne çıkan rol askeri ve insani kriz yönetiminden öteye çok geçmedi. Şimdi Bilal Erdoğan’ın “küresel barış” vurgusu tam da bu yüzden garip kaçıyor. Almanya veya Japonya’nın BM’de barış misyonlarına liderlik ettiği dönemler aklıma geliyor. Onlar diplomaside arabulucu, krizlerde güvenilir liman olabilmişti. Türkiye’ye bakınca, son beş yılda İsveç’in NATO üyeliğinden Mısır’la normalleşmeye kadar adımlar var ama “barış aktörü” olmanın karşılığı hâlâ daha çok laf ve şov. İstanbul’daki 2022 Rusya-Ukrayna görüşmelerini hatırlayın; umut vardı ama bir hafta içinde dağıldı. Samimi olmak gerekirse, dünya sahnesinde aktif rol başka, barış aktörü olmak bambaşka şey. Sadece masaya oturmak yetmiyor; güven, tutarlılık ve şeffaflık şart. Şu an için bu kelimelerle Türkiye’yi yan yana koymak zor.
00