Çocukluğumun 1990'lı yıllarında, yaz geceleri İstanbul'un boğucu sıcağında uyuyamamak en sıkı derdim olurdu. Yatak odasında, eski tahta yatağın gıcırtısıyla uyanır, pencereden dışarıya bakardım; Boğaz'ın ışıklarını izlemek yerine kafamdaki dönen düşünceler beni esir alırdı. O zamanlar, saat gecenin ikisinde kalkıp, annemin mutfağından bir bardak ılık su alırdım, ama asıl sorun evdeki dağınıklıktı. Benim gibi leke avcısı biri olarak, şimdi anlıyorum ki, odayı tozlu bırakmak uykumu kaçırıyordu; mesela, 1995 yazında, yastığı değiştirdiğimde biraz rahatlamıştım. Üniversite yıllarımda, 2002'de Ankara'da, yurt odasında uyuyamayınca, pencereyi açıp dışarıdaki serin havayı içeri sokardım. O sessiz sokaklarda kısa bir yürüyüş, zihnimi temizlerdi; ama bazen de, o karanlık saatlerde geçmiş anılar aklıma üşüşürdü. Şimdi, kendi evimde, yatağı düzenli tutmakla başlıyorum işe; mesela, geçen ay, pamuk yastık kılıfını yenileyince geceleri daha az dönüp duruyorum. O eski günlerin huzursuzluğu, şimdi pratik bir alışkanlığa dönüştü; ama yine de, bazen o yıldızlı geceleri özlüyorum, zihnimdeki o bitmeyen filmi. Geceleri uyuyamamak, sanki zamanın bir parçasıymış gibi gelir bana; 2010'larda, iş yoğunluğunda, saat bire kadar kitap okuyarak uyumaya çalışırdım. Ev bakımı sırlarıma göre, temiz bir yatak odası her şeyi değiştiriyor; örneğin, sonbaharda perdeleri yıkadığımda uyku düzenim düzeliyor. Bu dert, hepimizin ortak hatırası; benim için, o uykusuz geceler, şimdi nostaljik bir anı yığını. 1990'lardan bugüne, bu sorun hiç değişmedi; ama ben, her seferinde bir çözüm buluyorum. Bu arada, geçen kış, Berlin'de kaldığım otelde, yastık seçimiyle uykumu düzeltmiştim; markası IKEA'ydı, basit ama etkili. Geceleri uyuyamamak, hayatımın bir parçası oldu; o anlarda, geçmişe dönüp bakıyorum. çocuğumun evinde, şimdi aynı şeyi yaşıyor gibi geliyor. Detaylı düşününce, bu durum, evdeki küçük değişimlerle azalıyor. Örneğin, 2015'te, evimi düzenley