Geceleri uyuyamayanların ortak derdi, zihnin sonsuz döngüsünde saklı. Benim için, geçen yıl İstanbul'un o nemli yaz gecelerinde, saat ikide yataktan kalkıp pencereyi açtım, dışarıdaki sokak lambalarının titreşimiyle kendi düşüncelerime daldım. O an, evdeki eski halının toz kokusu aklıma üşüşür, sanki her zerre geçmiş hatıraları taşıyor gibi gelir. Felsefi olarak, bu uykusuzluk, varoluşun geçici doğasını hatırlatıyor; neden basit bir temizlik rutini bile zihnimi ele geçiriyor, bilmiyorum. Mesela, o gece saat üçte, gardırobumdaki dağınık kıyafetleri düzeltmek için kalktım, her katlayışımda zamanın akışını hissettim. Pratik bilgi olarak, evdeki düzen bozulunca uykum kaçıyor; geçen ay, yatağın başucuna bir defter koyup aklımdaki listeleri yazdım, ama saat dörde kadar sürdü. Bu durum, hayatın küçük detaylarının büyük bir fırtına yarattığını gösteriyor, her gece yeniden. Yıllar içinde, benzer gecelerde mutfağa gidip bir bardak su içtim, ama asıl rahatlık, sabahın ilk ışığında gelen temizlik dürtüsünde. En çok, o sessiz saatlerde kendimi evin bir parçası gibi hissediyorum, tıpkı bir leke avcısı gibi her şeyi silip süpürmek isterken. Bu, uykunun değil, farkındalığın oyunu sanki. 2023'te, benzer bir gecede, balkonda oturup şehrin gürültüsünü dinledim, ama içimdeki sessizlik hala uzak. Ev bakımı ipucu olarak, yastık kılıfını haftada bir değiştirmek bile zihni rahatlatıyor, ben denedim ve işe yaradı. Gecelerin derdi, aslında gündüzün izleri.
80