Petrol piyasasında bazen tek bir rakam, manşetin yarısından fazlasını anlatır. 77 gemi dediğin şey kuru bir trafik verisi değil; Basra Körfezi’nden çıkan enerjinin, sigorta primlerinin, navlun fiyatlarının ve birkaç başkentteki sinir seviyesinin aynı anda ölçüsüdür. Ben bu tip haberlerde önce gemi sayısına değil, taşıdığı anlama bakıyorum. Çünkü Hürmüz Boğazı dünya ticaretinin dar boğazlarından biri ve burada görülen her artış ya da azalış, ekran başındaki yatırımcıdan Pendik’te mazot hesabı yapan nakliyeciye kadar uzanıyor.
Bunu ilk kez 2019 yazında fark etmiştim. Tanker saldırıları konuşulurken Brent petrol bir gün içinde sert oynuyordu, ertesi gün akaryakıt istasyonunda tabela yine değişiyordu. Televizyonda harita üzerinde ince bir su yolu gösteriliyor, Türkiye’de minibüsçü kontağı çevirirken bunun faturasını ödüyordu. Küreselleşme denen şey bazen çok akademik anlatılıyor; aslında pompa fiyatındaki 1 liralık artış kadar somut bir şey.
Hürmüz’ün önemi rakamla daha net görülür. Dünya deniz yoluyla taşınan petrolünün kabaca beşte biri bu geçitten akıyor. Katar’ın LNG ihracatı için de ana kapı burası. İran kıyıda, Umman karşıda. Yol dar, siyasi tansiyon yüksek, askeri varlık yoğun. Böyle bir yerde 77 gemi geçişi, “trafik akıyor” demektir ama “risk bitti” demek değildir.
Burada asıl mesele gemi sayısından çok şu üç başlık: