Standard & Poor’s’un raporunda 2024 sonundan beri devam eden Orta Doğu’daki çatışmaların ABD ekonomisi üzerinde yıllara yayılan bir baskıya dönüşeceğini belirtmesi, iş dünyasında silkinme yaratmadı dersem yalan olur. Özellikle 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla enerji fiyatlarındaki oynaklık hâlâ hafızalarda tazeyken, şimdi de Hürmüz Boğazı ve çevresinde artan risk primleri, Wall Street’in şaka kaldırmayan yüzünü yeniden gösterdi. Aralık 2025’te yaşanan ham petrolün varil başına 110 doları test ettiği gün, Bloomberg ekranında sallanan grafikler, sadece trader’ların değil, Teksas’taki orta ölçekli bir gıda firmasının nakit akışını bile etkiledi.
Fakat S&P’nin asıl altını çizdiği uzun vadeli risk; ne petrol fiyatı, ne anlık jeopolitik şok. Meselenin özü, ABD’nin tedarik zincirinde kalıcı bozulma ve kronik enflasyon beklentisi. 2023’te pandeminin sekteye uğrattığı tedarik kanalları, savaş ve ambargo haberleriyle bir türlü eski rayına oturmadı. ABD’de tüketici güven endeksi, Şubat 2026’da 92,6 ile son beş yılın en düşük seviyesine geriledi. Arka planda ise, Louisville’den Los Angeles’a kadar, lojistik firmalarının nakliye fiyatlarına yüzde 17 ek zam yapması, ciroların kağıt üzerinde büyümesine rağmen reel kârların eridiğine işaret ediyor.
Bir diğer somut gösterge, ABD’de tarım ve teknoloji sektörlerinin ithalata bağımlılığının artması. Özellikle Orta Doğu çıkışlı hammaddeler, çip üretimi gibi stratejik alanlarda zincirleme aksamalara sebep oluyor. Mart 2026’da Intel’in Arizona fabrikasında üretim kapasitesinin yüzde 18 azalması, doğrudan enerji maliyetlerine ve lojistikteki tıkanıklığa bağlandı. Tüm bu domino taşı etkisi, enflasyonun “geçici” değil, yapışkan bir karakter kazandığını gösteriyor.
Ekonomide “yapışkan enflasyon” kavramı boş yere ortaya atılmış bir laf değil. 1970’lerin petrol krizinde ABD, faiz silahına dayandı; ancak bugünkü fark, küresel tedarik zincirinin çok daha karmaşık olması ve alternatif kaynakların hemen devreye alınamaması. Fed’in Mart 2026 toplantısında faiz indirimine gitmemesi, aslında bu kronik risklerin bir tür itirafı gibi okunmalı.
Şahsen, 2027’ye doğru ABD’de reel ücretlerin artışı enflasyonu yakalayamazsa orta sınıfın satın alma gücünde hissedilir bir erime yaşanacağını düşünüyorum. Özellikle düşük gelirli eyaletlerde, temel gıda ve enerji harcamalarının hane bütçelerinde yüzde 40’ı aşması yeni sosyal huzursuzlukların kapısını aralayabilir. Ticaret savaşlarından yorgun düşen bir ekonomiye, şimdi de jeopolitik bir yük bindi. ABD, askeri üstünlüğüyle dengeyi kurmaya çalışsa da, ekonomik cephede işler eskisi kadar kolay toparlanmıyor.
Fakat S&P’nin asıl altını çizdiği uzun vadeli risk; ne petrol fiyatı, ne anlık jeopolitik şok. Meselenin özü, ABD’nin tedarik zincirinde kalıcı bozulma ve kronik enflasyon beklentisi. 2023’te pandeminin sekteye uğrattığı tedarik kanalları, savaş ve ambargo haberleriyle bir türlü eski rayına oturmadı. ABD’de tüketici güven endeksi, Şubat 2026’da 92,6 ile son beş yılın en düşük seviyesine geriledi. Arka planda ise, Louisville’den Los Angeles’a kadar, lojistik firmalarının nakliye fiyatlarına yüzde 17 ek zam yapması, ciroların kağıt üzerinde büyümesine rağmen reel kârların eridiğine işaret ediyor.
Bir diğer somut gösterge, ABD’de tarım ve teknoloji sektörlerinin ithalata bağımlılığının artması. Özellikle Orta Doğu çıkışlı hammaddeler, çip üretimi gibi stratejik alanlarda zincirleme aksamalara sebep oluyor. Mart 2026’da Intel’in Arizona fabrikasında üretim kapasitesinin yüzde 18 azalması, doğrudan enerji maliyetlerine ve lojistikteki tıkanıklığa bağlandı. Tüm bu domino taşı etkisi, enflasyonun “geçici” değil, yapışkan bir karakter kazandığını gösteriyor.
Ekonomide “yapışkan enflasyon” kavramı boş yere ortaya atılmış bir laf değil. 1970’lerin petrol krizinde ABD, faiz silahına dayandı; ancak bugünkü fark, küresel tedarik zincirinin çok daha karmaşık olması ve alternatif kaynakların hemen devreye alınamaması. Fed’in Mart 2026 toplantısında faiz indirimine gitmemesi, aslında bu kronik risklerin bir tür itirafı gibi okunmalı.
Şahsen, 2027’ye doğru ABD’de reel ücretlerin artışı enflasyonu yakalayamazsa orta sınıfın satın alma gücünde hissedilir bir erime yaşanacağını düşünüyorum. Özellikle düşük gelirli eyaletlerde, temel gıda ve enerji harcamalarının hane bütçelerinde yüzde 40’ı aşması yeni sosyal huzursuzlukların kapısını aralayabilir. Ticaret savaşlarından yorgun düşen bir ekonomiye, şimdi de jeopolitik bir yük bindi. ABD, askeri üstünlüğüyle dengeyi kurmaya çalışsa da, ekonomik cephede işler eskisi kadar kolay toparlanmıyor.
20