Geçen yaz Adana’da eski kitapçılarda gezinirken rastladığım 1974 baskısı bir öykü kitabı hâlâ aklımda. Kitabın dili, bugün sosyal medyada gördüğüm kısa ve hızlı anlatımın tam tersiydi. Mesela Orhan Kemal’in bir sayfalık betimlemesi, bir karakterin üç saniyelik ruh halini öyle bir anlatıyor ki, şimdiki genç yazarların tek cümlede geçiştirdiği duygular orada sayfa sayfa işlenmiş. Dilin sadeleşmesiyle anlatım da hızlandı; kimisi için bu iyi, kimisi için ise derinliği öldürüyor.
Şimdilerde Wattpad ya da Instagram’da okuduğum hikayeler nerdeyse konuşma dilinde. “Aşırı sadeleşti mi, yoksa zamana mı ayak uyduruyoruz?” sorusunu çok soruyorum kendime. Şu net: Kullandığın dil, anlatım tarzını ve okurun kafasında kurduğu dünyayı kökten değiştiriyor. Bir de cesaret meselesi; edebi dilde risk alan az, çoğu güvenli sularda yüzüyor.
Şimdilerde Wattpad ya da Instagram’da okuduğum hikayeler nerdeyse konuşma dilinde. “Aşırı sadeleşti mi, yoksa zamana mı ayak uyduruyoruz?” sorusunu çok soruyorum kendime. Şu net: Kullandığın dil, anlatım tarzını ve okurun kafasında kurduğu dünyayı kökten değiştiriyor. Bir de cesaret meselesi; edebi dilde risk alan az, çoğu güvenli sularda yüzüyor.
00