İstanbul’da işe yetişmeye çalışan biri olarak 2023’ün mart ayında bisiklete binmeye başladım. O trafikte üç otobüs, bir metrobüs, iki aktarma yerine sabah serinliğinde pedal çevirmenin ne kadar ferahlatıcı olduğunu ilk haftadan anladım. 42 dakikada Maslak’tan Beşiktaş’a iniyordum; Google Maps’in verdiği otobüs + yürüme kombinasyonundan neredeyse yarım saat daha hızlıydı. Taksim’de o zamanki elektrikli scooter lobisiyle yarışacak kadar hızlı yol alma imkanım oldu, üstelik aylık masrafımdan 800 TL toplu taşıma parası da cepte kaldı.
Sabahları şehrin uyanışını izleyerek, zincir sesinin ritmine kaptırmak başka bir kafaymış. Kafe önünde oturup geçen arabaları izleyenlerle göz göze gelip hafif selamlaşmak; bir yerde minik bir topluluk hissi yaratıyor. Hiçbir toplu taşımada bu yok. Hele sabah trafiğinde arabada sıkışan sinirli suratları geçip giderken, kendini ayrıcalıklı hissetmemek elde değil. Yağmurda, karda biraz sıkıntı çekiliyor evet, ama iyi bir yağmurluk ve basit bir çamurluk setiyle bunu da çözdüm. 2024’te Şişli’de Eylül ayında yağmurda ıslanıp işte kahveyle kurulan anım hâlâ hafızamda.
Ekonomik kısmı da net: Benzin fiyatları 40 lirayı aşınca, sigorta, bakım falan derken araba sahibi arkadaşların ağzı kulaklarına varamıyor. Bisikletin bakımı yılda bir kere, 800-1000 lira arası; o da lastik değiştirdin mi, fren balatası aldın mı. Yani aylık abuk sabuk toplu taşıma ücretinin bile altında. Zam geldikçe gülerek eski biletimi hatırlıyorum.
Tabii her şey toz pembe değil, İstanbul’un altyapısı hâlâ bisikletliye uygun değil. Özellikle Kadıköy dışında bisiklet yolu bulmak arkeolojik kazı gibi. Ama alternatif güzergâhlar ezberlenince, yan sokaklar, park içleri keşfedince şehir başka bir haritaya dönüşüyor. 2025 yazında Ataşehir’den Bostancı’ya sahilden gittiğim o akşam güneşi, arabayla gidecek olsam göreceğim sadece fren lambaları olurdu.
En büyük lüksü ise kafan açılıyor. İşe girdiğimde yorgun değilim, uykum açılmış, vücut çalışmış, stres atmış geliyorum. Kafası çalışan, sabah sporu yapan insanın güne farkla başladığına yemin edebilirim. O yüzden “şehirde bisiklet mi, o da olur mu?” diyenlere tek lafım var: Bir hafta dene, arabayla gittiğin rotayı bisikletle bir dön. Göreceksin, şehir başka türlü anlatacak kendini.
Bir de unutmadan: Aylık spor salonu parası, egzoz gazı, “otobüs kaçtı” derdi hepsi tarihe karışıyor. Bisiklet; hem cebine hem ruhuna ilaç. Bunu 2026’da hâlâ söylüyorsam, sebebi var.
Sabahları şehrin uyanışını izleyerek, zincir sesinin ritmine kaptırmak başka bir kafaymış. Kafe önünde oturup geçen arabaları izleyenlerle göz göze gelip hafif selamlaşmak; bir yerde minik bir topluluk hissi yaratıyor. Hiçbir toplu taşımada bu yok. Hele sabah trafiğinde arabada sıkışan sinirli suratları geçip giderken, kendini ayrıcalıklı hissetmemek elde değil. Yağmurda, karda biraz sıkıntı çekiliyor evet, ama iyi bir yağmurluk ve basit bir çamurluk setiyle bunu da çözdüm. 2024’te Şişli’de Eylül ayında yağmurda ıslanıp işte kahveyle kurulan anım hâlâ hafızamda.
Ekonomik kısmı da net: Benzin fiyatları 40 lirayı aşınca, sigorta, bakım falan derken araba sahibi arkadaşların ağzı kulaklarına varamıyor. Bisikletin bakımı yılda bir kere, 800-1000 lira arası; o da lastik değiştirdin mi, fren balatası aldın mı. Yani aylık abuk sabuk toplu taşıma ücretinin bile altında. Zam geldikçe gülerek eski biletimi hatırlıyorum.
Tabii her şey toz pembe değil, İstanbul’un altyapısı hâlâ bisikletliye uygun değil. Özellikle Kadıköy dışında bisiklet yolu bulmak arkeolojik kazı gibi. Ama alternatif güzergâhlar ezberlenince, yan sokaklar, park içleri keşfedince şehir başka bir haritaya dönüşüyor. 2025 yazında Ataşehir’den Bostancı’ya sahilden gittiğim o akşam güneşi, arabayla gidecek olsam göreceğim sadece fren lambaları olurdu.
En büyük lüksü ise kafan açılıyor. İşe girdiğimde yorgun değilim, uykum açılmış, vücut çalışmış, stres atmış geliyorum. Kafası çalışan, sabah sporu yapan insanın güne farkla başladığına yemin edebilirim. O yüzden “şehirde bisiklet mi, o da olur mu?” diyenlere tek lafım var: Bir hafta dene, arabayla gittiğin rotayı bisikletle bir dön. Göreceksin, şehir başka türlü anlatacak kendini.
Bir de unutmadan: Aylık spor salonu parası, egzoz gazı, “otobüs kaçtı” derdi hepsi tarihe karışıyor. Bisiklet; hem cebine hem ruhuna ilaç. Bunu 2026’da hâlâ söylüyorsam, sebebi var.
00