Sabah saat sekiz, İstanbul Beşiktaş’tan otobüse bindim, ayakta on beş kişi, biri nefesimi ensesinde hissediyor. Şoförün agresif frenleriyle kolumda yük taşıyan kaslar oluştu resmen. Bir kadın çantasını önüne kalkan yapmış, “sıkıştırmayın” diye bağırıyor, ama herkes zaten birbirinin cebindeymiş gibi. Kulakta kulaklık, ama şoförün “arkaya ilerleyelim” anonsunu duymamazlıktan gelmek mümkün değil. Yolun yarısında klima bir açıldı, camdan bakanın yüzüne soğuk, köşede terleyen adamın üstüne sıcak üflüyor. Eskiden, 2020’de pandemide herkes mesafe delisi olmuştu, şimdi herkes yine burun buruna. Gözlemim şu: İstanbul’da toplu taşıma, insanın sabır kasını antrenman salonuna çeviriyor, ama bazen bir “kolay gelsin” deyip göz göze gelen birinin gülümsemesi günü kurtarıyor.
00