2017 referandumunda Berlin’de oy kullanmaya gittiğimde, sandık başında önümdeki adamın Almanya’da 30 yıldır yaşadığını ama hâlâ doğru dürüst Türkçe yazamadığını görmüştüm. Buna rağmen elinde zarfı “geleceğimiz için” diye sallayıp oyunu attı. Oradaki herkesin suratında tuhaf bir ikilem vardı: Hem uzak, hem burnunu sokmadan da duramayan bir ruh hâli. 2023 seçimlerinde Köln’deki sandıklarda sabah 8’de kuyruk başlamıştı, öğlene kadar bitmedi. Neredeyse bayram havası. Çoluk çocuk, mangallar, selfie çekenler… O an “buradaki Türk topluluğu, Ankara’daki herhangi bir mahallenin seçmeninden çok daha organize ve motive” diye düşündüm.
Yurtdışında yaşayan Türklerin oy oranı yüzde 5’e yakın. Yani, toplam seçmenin 1 milyondan fazlası. Kararsız oyları, hatta küçük partilerin bile kaderini etkileyebilecek bir hacim bu. Özellikle Fransa, Almanya, Hollanda ve Belçika hattında, blok halinde bir oy disiplini var. 2018 seçimlerinde, Almanya’da kullanılan oyların yaklaşık yüzde 65’i iktidara gitmişti. Türkiye’deki bazı şehirlerden daha yüksek oran. Buradaki kasabalarda, cami dernekleri, hemşehri lokalleri ve kahveler, adeta küçük birer seçim kampanya ofisi gibi çalışıyor. WhatsApp gruplarında günler öncesinden “oy kullanmayı unutma” mesajları dönmeye başlıyor.
Kendi gözlemim şu: Avrupa’daki Türkler, Türkiye’deki iç gündemden kopmuş gibi gözükse de, siyasete en çok asılan diaspora bu topraklarda. Bir bakıma, kimliğe tutunma isteğiyle iyice siyasete sarılıyorlar. Almanya’da doğup büyüyen, Türkçesi aksanlı ikinci nesil bile, Türkiye’deki seçimler söz konusu olunca bir anda milliyetçi, muhafazakâr veya neye inanıyorsa o safta bir savaşçıya dönüşüyor. 2023’te Düsseldorf’ta gördüğüm gençlerin çoğu, Türkiye’de yaz tatilinden fazla bile kalmıyor ama oy için izin alıp işe gitmeyeni duydum.
Buradaki asıl gariplik, Türkiye siyasetinde söz sahibi olan bu kitlelerin, yaşadıkları ülkelerde ise siyasete ya hiç bulaşmamaları ya da aşırı pasifleşmeleri. Berlin’de çalıştığım kafede, patronum Mehmet Abi, “Abi burada seçime gitmekle kim uğraşacak, zaten bunlar bizi adam yerine koymuyor” derdi. Ama Türkiye’deki seçim günü gelince, en önde o olurdu. Katılım oranları Almanya’da genelde yüzde 80’i buluyor, ama Alman seçimlerinde Türk kökenlilerde bu oran yüzde 40’ı bile geçmiyor.
Gözlemlediğim kadarıyla, Avrupalı Türkler için seçimler bir aidiyet savaşı. Hem geride bıraktıkları memlekete bağlanma, hem de buradaki ötekileştirilmenin hıncını çıkartma. Siyasi partiler de bunun farkında, seçim dönemlerinde neredeyse her hafta bir bakan Avrupa’ya gelip düğün salonlarında miting yapıyor. Sonra dönüp "gurbetçinin oylarıyla kazandık" muhabbeti başlıyor.
Gerçek şu: Yurtdışındaki Türklerin siyasette etkisi, artık göz ardı edilemez düzeyde. Ama bu etkinin, yaşanılan ülkelere sıfır katkı yapması hem ironik, hem de içten içe rahatsız edici. Avrupa’daki Türklerin çoğu, burada oy kullanmayı öğrenmemiş – ama Türkiye’de kader belirliyorlar. Bu da, iki arada bir derede kalmak gibi: Ne buraya tam aidiyet, ne memleketten kopuş. Sandıkta da, hayatın başka alanlarında da, diaspora Türklerinin kimlik çatışması bitmiyor.
Yurtdışında yaşayan Türklerin oy oranı yüzde 5’e yakın. Yani, toplam seçmenin 1 milyondan fazlası. Kararsız oyları, hatta küçük partilerin bile kaderini etkileyebilecek bir hacim bu. Özellikle Fransa, Almanya, Hollanda ve Belçika hattında, blok halinde bir oy disiplini var. 2018 seçimlerinde, Almanya’da kullanılan oyların yaklaşık yüzde 65’i iktidara gitmişti. Türkiye’deki bazı şehirlerden daha yüksek oran. Buradaki kasabalarda, cami dernekleri, hemşehri lokalleri ve kahveler, adeta küçük birer seçim kampanya ofisi gibi çalışıyor. WhatsApp gruplarında günler öncesinden “oy kullanmayı unutma” mesajları dönmeye başlıyor.
Kendi gözlemim şu: Avrupa’daki Türkler, Türkiye’deki iç gündemden kopmuş gibi gözükse de, siyasete en çok asılan diaspora bu topraklarda. Bir bakıma, kimliğe tutunma isteğiyle iyice siyasete sarılıyorlar. Almanya’da doğup büyüyen, Türkçesi aksanlı ikinci nesil bile, Türkiye’deki seçimler söz konusu olunca bir anda milliyetçi, muhafazakâr veya neye inanıyorsa o safta bir savaşçıya dönüşüyor. 2023’te Düsseldorf’ta gördüğüm gençlerin çoğu, Türkiye’de yaz tatilinden fazla bile kalmıyor ama oy için izin alıp işe gitmeyeni duydum.
Buradaki asıl gariplik, Türkiye siyasetinde söz sahibi olan bu kitlelerin, yaşadıkları ülkelerde ise siyasete ya hiç bulaşmamaları ya da aşırı pasifleşmeleri. Berlin’de çalıştığım kafede, patronum Mehmet Abi, “Abi burada seçime gitmekle kim uğraşacak, zaten bunlar bizi adam yerine koymuyor” derdi. Ama Türkiye’deki seçim günü gelince, en önde o olurdu. Katılım oranları Almanya’da genelde yüzde 80’i buluyor, ama Alman seçimlerinde Türk kökenlilerde bu oran yüzde 40’ı bile geçmiyor.
Gözlemlediğim kadarıyla, Avrupalı Türkler için seçimler bir aidiyet savaşı. Hem geride bıraktıkları memlekete bağlanma, hem de buradaki ötekileştirilmenin hıncını çıkartma. Siyasi partiler de bunun farkında, seçim dönemlerinde neredeyse her hafta bir bakan Avrupa’ya gelip düğün salonlarında miting yapıyor. Sonra dönüp "gurbetçinin oylarıyla kazandık" muhabbeti başlıyor.
Gerçek şu: Yurtdışındaki Türklerin siyasette etkisi, artık göz ardı edilemez düzeyde. Ama bu etkinin, yaşanılan ülkelere sıfır katkı yapması hem ironik, hem de içten içe rahatsız edici. Avrupa’daki Türklerin çoğu, burada oy kullanmayı öğrenmemiş – ama Türkiye’de kader belirliyorlar. Bu da, iki arada bir derede kalmak gibi: Ne buraya tam aidiyet, ne memleketten kopuş. Sandıkta da, hayatın başka alanlarında da, diaspora Türklerinin kimlik çatışması bitmiyor.
00