İstanbul’da yağmurlu bir Kasım sabahı, 2023’te, Kadıköy sahilinde koştuktan sonra eve dönerken o hafif kafa açıklığını ilk kez hissetmiştim. 35 dakika boyunca göğsümdeki baskının, kafamdaki sıkıntının, geçmişle geleceğin yükünün nasıl hafiflediğini anlatamam. Psikoloğa aylardır anlatamadığım şeyleri, o koşudan sonra kendime itiraf ettim. Sadece bende de olmadığını biliyorum; çevremde kronik anksiyeteyle boğuşan en az 4 kişi, düzenli yürüyüşe veya spora başladığında, modunun ciddi şekilde düzeldiğinden bahsetmişti.
İşin bilimsel kısmına gelirsek: 2018’de Harvard’da yapılan bir araştırmada, haftada en az 3 gün 45 dakikalık orta tempolu egzersizin depresyon riskini %30 oranında azalttığı söyleniyor. Sadece koşu değil, tempolu yürüyüş, bisiklet, hatta yoga bile işe yarıyor. Ama bence mesele hangi sporun yapıldığı değil, vücutta düzenli olarak mutluluk hormonlarının (serotonin, endorfin) salgılanması. Bir de tabii, egzersizin insanı içinde bulunduğu ortamdan koparıp biraz kafasını dağıtması var, o da başlı başına bir rahatlama.
Bir de hiç spor yapmadan, eve işten gelip koltuğa gömülüp günlerce dışarı çıkmadığım dönemleri hatırlıyorum. O dönemde ruh halim hep dibe vuruyordu. Uykum bozuluyor, iştahım kaçıyor, insanlarla muhabbet etmek bile zul geliyordu. Hareket ettikçe ise vücut kendine geliyor; gece uykusu düzene giriyor, sabah daha enerjik kalkıyorsun. Şahsen büyük şehirde yaşamanın getirdiği stresle başka türlü baş edemiyorum.
Egzersizin bir diğer artısı, insana “başarı” hissi vermesi. Mesela 2024 baharında, haftada üç gün Belgrad Ormanı’nda 5 kilometre tamamladığımda, kendimi hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmeye başlamıştım. İster koş, ister yürüyüş yap, ister evde ip atla; önemli olan düzeni oturtmak.
Tabii her şeyin fazlası zarar. 2025’in yazında, haftada 6 gün yüksek tempoda spor yapınca, vücudum yorgun düştü, sakatlandım, ruh hali de dengesizleşti. Yani ipin ucunu kaçırınca, fayda yerini zarara bırakıyor. Bu yüzden dozunda yapmak önemli.
Kısaca, düzenli egzersiz benim için psikiyatrist kadar değerli. İlaç gibi, ama yan etkisi yok. Depresyon, kaygı, stres… Hepsine karşı en ulaşılabilir, en ucuz ilaç diyebilirim. Ama başlamak, o ilk 10 günü atlatmak gerçekten zor; sonrası akıyor. İki hafta dişini sık, sonra bırakamazsın zaten.
İşin bilimsel kısmına gelirsek: 2018’de Harvard’da yapılan bir araştırmada, haftada en az 3 gün 45 dakikalık orta tempolu egzersizin depresyon riskini %30 oranında azalttığı söyleniyor. Sadece koşu değil, tempolu yürüyüş, bisiklet, hatta yoga bile işe yarıyor. Ama bence mesele hangi sporun yapıldığı değil, vücutta düzenli olarak mutluluk hormonlarının (serotonin, endorfin) salgılanması. Bir de tabii, egzersizin insanı içinde bulunduğu ortamdan koparıp biraz kafasını dağıtması var, o da başlı başına bir rahatlama.
Bir de hiç spor yapmadan, eve işten gelip koltuğa gömülüp günlerce dışarı çıkmadığım dönemleri hatırlıyorum. O dönemde ruh halim hep dibe vuruyordu. Uykum bozuluyor, iştahım kaçıyor, insanlarla muhabbet etmek bile zul geliyordu. Hareket ettikçe ise vücut kendine geliyor; gece uykusu düzene giriyor, sabah daha enerjik kalkıyorsun. Şahsen büyük şehirde yaşamanın getirdiği stresle başka türlü baş edemiyorum.
Egzersizin bir diğer artısı, insana “başarı” hissi vermesi. Mesela 2024 baharında, haftada üç gün Belgrad Ormanı’nda 5 kilometre tamamladığımda, kendimi hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha güçlü hissetmeye başlamıştım. İster koş, ister yürüyüş yap, ister evde ip atla; önemli olan düzeni oturtmak.
Tabii her şeyin fazlası zarar. 2025’in yazında, haftada 6 gün yüksek tempoda spor yapınca, vücudum yorgun düştü, sakatlandım, ruh hali de dengesizleşti. Yani ipin ucunu kaçırınca, fayda yerini zarara bırakıyor. Bu yüzden dozunda yapmak önemli.
Kısaca, düzenli egzersiz benim için psikiyatrist kadar değerli. İlaç gibi, ama yan etkisi yok. Depresyon, kaygı, stres… Hepsine karşı en ulaşılabilir, en ucuz ilaç diyebilirim. Ama başlamak, o ilk 10 günü atlatmak gerçekten zor; sonrası akıyor. İki hafta dişini sık, sonra bırakamazsın zaten.
00