İstanbul’da direksiyon başında geçen beşinci yıl. Sabah yedi buçuk, Maltepe’den Ataşehir’e gidiyorum, E-5 yine felç. Sol şeritte önüme kıran minibüs şoförüyle göz göze geldim, bir anlık bakışta onun hayatıma kastı olduğuna karar verdim ama elimi direksiyondan ayırmadım. Tam o noktada sabır dediğin şey devreye giriyor, çünkü arabada sinirlenip korna basınca trafiğin açılması gibi bir gerçek yok.
Kendime küçük hedefler koyuyorum. Mesela, “Bu sabah kornaya basmadan işe varacağım.” İnsanın kafasında küçük bir yarış oluyor, kendinle inatlaşıyorsun. Bazen kaybediyorum, itiraf edeyim. Ama çoğunlukla tutturuyorum, çünkü kornanın bir şeye faydası yok.
Yan koltukta hep bir şişe su tutuyorum. Sıkıldıkça bir yudum alıyorum, ağız kuruluğu hem stresi hem öfkeyi artırıyor, garip ama işe yarıyor. Bir de Spotify’dan “Chill Türkçe Rap” açınca, sanki İstanbul’da değilim de Mersin sahil yolunda gidiyorum gibi geliyor. Müzik, gerçekten sinir sistemine reset atıyor.
Kronikleşen sabırsızlık için yıllardır uyguladığım bir şey var: Yolun kaç dakika süreceğini baştan kabullenmek. Google Maps 42 dakika diyor ya, işte ona bakıp “Bugün kaderim bu” diye içime sindiriyorum. Sürekli “Birazdan açılır herhalde” umudu insanı harap ediyor. Rotanın uzunluğunu kabullenince stres de azalıyor.
Bir de şöyle bir gerçek var: Trafikte herkes kendi filmini yaşıyor. Sol şeritte hız yapan dayının hastaneye yetişmesi mi var, yoksa içerde kavga mı çıkmış, hiçbir fikrim yok. Bunu kafaya yazınca başkasının saçma hamlesine takılıp kalmıyorsun.
Esas kritik şey, arabada bağırıp çağırmak yerine camı açıp derin nefes almak. Geçen ay, Kozyatağı’nda önümü kesen bir motokurye yüzünden sinirden delireceğim sandım. Camı açtım, derin bir nefes çektim, sonra kuryeye gülümseyip el salladım. Adam şaşırdı, ben rahatladım. Kimseyle ağız dalaşına girince insanın günü zehir oluyor, bunu geçen sene Maslak’ta bir taksiciyle kavga edince anladım.
Pratikte şunları net uyguluyorum:
- Müzik listesi hazır, trafiğe çıkmadan açıyorum.
- Su şişesi yanımda.
- Her gün kornaya basmadan varmaya çalışıyorum.
- Yolda kimseyle “haklıyım, haksızsın” savaşına girmiyorum.
- Yolun süresini baştan kabul ediyorum.
Sabır dediğin şey trafikte bir lüks değil, hayatta kalma yöntemi. İstanbul’da yaşayan herkesin, özellikle de sabah ve akşam saatlerinde, bu yazdıklarımı denemesi lazım. Yoksa ya kendini ya arabasını duvara vurur.
Kendime küçük hedefler koyuyorum. Mesela, “Bu sabah kornaya basmadan işe varacağım.” İnsanın kafasında küçük bir yarış oluyor, kendinle inatlaşıyorsun. Bazen kaybediyorum, itiraf edeyim. Ama çoğunlukla tutturuyorum, çünkü kornanın bir şeye faydası yok.
Yan koltukta hep bir şişe su tutuyorum. Sıkıldıkça bir yudum alıyorum, ağız kuruluğu hem stresi hem öfkeyi artırıyor, garip ama işe yarıyor. Bir de Spotify’dan “Chill Türkçe Rap” açınca, sanki İstanbul’da değilim de Mersin sahil yolunda gidiyorum gibi geliyor. Müzik, gerçekten sinir sistemine reset atıyor.
Kronikleşen sabırsızlık için yıllardır uyguladığım bir şey var: Yolun kaç dakika süreceğini baştan kabullenmek. Google Maps 42 dakika diyor ya, işte ona bakıp “Bugün kaderim bu” diye içime sindiriyorum. Sürekli “Birazdan açılır herhalde” umudu insanı harap ediyor. Rotanın uzunluğunu kabullenince stres de azalıyor.
Bir de şöyle bir gerçek var: Trafikte herkes kendi filmini yaşıyor. Sol şeritte hız yapan dayının hastaneye yetişmesi mi var, yoksa içerde kavga mı çıkmış, hiçbir fikrim yok. Bunu kafaya yazınca başkasının saçma hamlesine takılıp kalmıyorsun.
Esas kritik şey, arabada bağırıp çağırmak yerine camı açıp derin nefes almak. Geçen ay, Kozyatağı’nda önümü kesen bir motokurye yüzünden sinirden delireceğim sandım. Camı açtım, derin bir nefes çektim, sonra kuryeye gülümseyip el salladım. Adam şaşırdı, ben rahatladım. Kimseyle ağız dalaşına girince insanın günü zehir oluyor, bunu geçen sene Maslak’ta bir taksiciyle kavga edince anladım.
Pratikte şunları net uyguluyorum:
- Müzik listesi hazır, trafiğe çıkmadan açıyorum.
- Su şişesi yanımda.
- Her gün kornaya basmadan varmaya çalışıyorum.
- Yolda kimseyle “haklıyım, haksızsın” savaşına girmiyorum.
- Yolun süresini baştan kabul ediyorum.
Sabır dediğin şey trafikte bir lüks değil, hayatta kalma yöntemi. İstanbul’da yaşayan herkesin, özellikle de sabah ve akşam saatlerinde, bu yazdıklarımı denemesi lazım. Yoksa ya kendini ya arabasını duvara vurur.
00