Üniversiteyi bitirdikten sonra ilk iş görüşmesinde hoca adını sormuşlardı, ben de "yani hangi hocamı dersiniz" diye sordum. İnsan kaç yıl orada geçiriyor, yüzlerce hocanın dersi alıyor, ama aklında kalıp da kalıp. Benim 2014-2018 arası Boğaziçi'nde geçen dört sene de böyle bir listeden ibaret: iki hoca, üç dersin içeriği, bir kütüphanenin kokusu, bir arkadaş grubu.
Pratik beceri kazandığım dersler saydığımda elin birinde kalıyor. Yazılım mühendisliği okuydum, derslerde C++ yazıyorduk ama öğretmen ders notunu ekranda oynatıyor, ben de ekranı yazıyor, ekran yazmayı yazıyordum. Gerçek kod yazmayı öğrenmek için YouTube'a gitmem gerekti, 2017'de Traversy Media diye bir kanal buldum, o adamın derslerinden daha çok şey öğrendim dört semesterde. Hocalar sınavdan geçer misin diye bakıyor, proje yapabilir misin diye bakmıyor.
Katmadığı şeyler daha uzun: İnsan nasıl yaşar, para nasıl yönetilir, bir toplantıda nasıl konuşur, başarısızlık nasıl kaldırılır, kendi zayıflıkları nasıl tanınır. Bunları kimse öğretmiyor. Üniversite sana teorik bilgi veriyor, o kadar. Benim sınıftan 43 kişi vardı, 27'si iş buldu, 16'sı başka sektöre gitti. Bulmuş olanlar da çoğu internship yaptığı şirkete kalmış, derslerde değil orada öğrenmiş kendisini.
Ama bir şey doğru: Üniversite sana ağaç dikmek yerine, ağaç dikme hakkını veriyor. Diploma olmadan kapıya bile varamamışım. Okulda sosyal ağ da kuruyor insan, ben kampüste tanıştığım üç arkadaş sayesinde ilk işimi buldum. Biri başka şirkete gitti, bana referans oldu. Benimle aynı sınıftan olmayan birinin referansıyla iş bulamazdım.
Öğretim kalitesi, derslerin içeriği, hocaların hazırlığı çok değişken. Kimi hocalar slaytlarını 2009'dan değiştirmemiş, kimi senin proje kodunu satır satır okuyor. Seçmeli dersler, araştırma fırsatları, staj yeri bunlar hayat değiştiriyor. Ama zorunlu dersler? Çoğu zamanının boşa gitmesi. Üniversite katmadığı şeyleri kaldırsa, katmayacak şeyleri ekleseler, dört sene altı aya inebilir.
Pratik beceri kazandığım dersler saydığımda elin birinde kalıyor. Yazılım mühendisliği okuydum, derslerde C++ yazıyorduk ama öğretmen ders notunu ekranda oynatıyor, ben de ekranı yazıyor, ekran yazmayı yazıyordum. Gerçek kod yazmayı öğrenmek için YouTube'a gitmem gerekti, 2017'de Traversy Media diye bir kanal buldum, o adamın derslerinden daha çok şey öğrendim dört semesterde. Hocalar sınavdan geçer misin diye bakıyor, proje yapabilir misin diye bakmıyor.
Katmadığı şeyler daha uzun: İnsan nasıl yaşar, para nasıl yönetilir, bir toplantıda nasıl konuşur, başarısızlık nasıl kaldırılır, kendi zayıflıkları nasıl tanınır. Bunları kimse öğretmiyor. Üniversite sana teorik bilgi veriyor, o kadar. Benim sınıftan 43 kişi vardı, 27'si iş buldu, 16'sı başka sektöre gitti. Bulmuş olanlar da çoğu internship yaptığı şirkete kalmış, derslerde değil orada öğrenmiş kendisini.
Ama bir şey doğru: Üniversite sana ağaç dikmek yerine, ağaç dikme hakkını veriyor. Diploma olmadan kapıya bile varamamışım. Okulda sosyal ağ da kuruyor insan, ben kampüste tanıştığım üç arkadaş sayesinde ilk işimi buldum. Biri başka şirkete gitti, bana referans oldu. Benimle aynı sınıftan olmayan birinin referansıyla iş bulamazdım.
Öğretim kalitesi, derslerin içeriği, hocaların hazırlığı çok değişken. Kimi hocalar slaytlarını 2009'dan değiştirmemiş, kimi senin proje kodunu satır satır okuyor. Seçmeli dersler, araştırma fırsatları, staj yeri bunlar hayat değiştiriyor. Ama zorunlu dersler? Çoğu zamanının boşa gitmesi. Üniversite katmadığı şeyleri kaldırsa, katmayacak şeyleri ekleseler, dört sene altı aya inebilir.
00