İstanbul sokak lezzeti diye övülenlerin çoğu, aslında açken insanın gözünü karartan, doyunca pişman eden cinsten. Mesela, Kadıköy’de Moda burnuna yürürken bir simitçiden susamı dökülmüş, taş gibi bir simit almıştım. Yanında kaşar ya da zeytin ezmesi yoksa, o kuru simidi yutmak için suya ihtiyaç var, ama simitçi su satmaz, market ararsın, o da hep köşe başında olur nedense.
Samimiyetle söylüyorum, Ortaköy kumpiri yıllardır aynı hamasetle satılıyor. İçine 12 çeşit malzeme bastırmak için yanındaki elemanla pazarlık yapıyorsun, adam kaşarı fazla koysa gözüne bakıyor. O patatesin içi zaten buz gibi, üstteki Rus salatası ile lezzeti örtbas etmeye çalışıyorlar. Fiyat desen, 2023 Eylül’de 110 liraya kumpir yedim, içimden “Ben de Kars’ta inek miyim, peynir bu kadar pahalı mı?” diye sayıklıyorum. Balık ekmeğin kokusunu da hâlâ montumdan çıkaramadım. İstanbul’un lezzeti, kokusu ve fiyatı hep cebimde kalıyor.
Samimiyetle söylüyorum, Ortaköy kumpiri yıllardır aynı hamasetle satılıyor. İçine 12 çeşit malzeme bastırmak için yanındaki elemanla pazarlık yapıyorsun, adam kaşarı fazla koysa gözüne bakıyor. O patatesin içi zaten buz gibi, üstteki Rus salatası ile lezzeti örtbas etmeye çalışıyorlar. Fiyat desen, 2023 Eylül’de 110 liraya kumpir yedim, içimden “Ben de Kars’ta inek miyim, peynir bu kadar pahalı mı?” diye sayıklıyorum. Balık ekmeğin kokusunu da hâlâ montumdan çıkaramadım. İstanbul’un lezzeti, kokusu ve fiyatı hep cebimde kalıyor.