İstanbul’da sokak lezzeti dediğin şey zaten biraz varoluşsal bir kriz gibi. Mesela Kadıköy’de gece yarısı ıslak hamburger yedim, bir elimde karton kutu, öbür elimde bozuk para, yağmur çiseliyor. O ekmeğin arasındaki etin hayatı sorgulatma kapasitesi var; ne yediğimi tam anlamadan, gözüm bir sonraki midyeciye kayıyor. Felsefi tarafı şu: Dünyanın neresinde “acaba bu gerçek tavuk mu?” diye düşündürten pilavcı var? Bir bakmışsın, iki liralık turşu suyuyla hayatın anlamını tartışıyorsun, plastik bardakta. Gerçekten de sokakta yenen her lokma, “ben kimim, neden buradayım, neden hâlâ açım?” sorularını beraberinde getiriyor.