İstanbul’da sokak lezzeti deyince herkes balık ekmek, kokoreç diye bağırıyor ama ben hâlâ Kadıköy’de gece üçte yediğim bir nohutlu pilavın tadını unutamıyorum. Pilavcı adamın çakma Louis Vuitton çantası, sarı ışık, üstünde sabah kaçta piştiği belli olmayan tavuk. 35 liraya plastik tabakta pilav, yanına acı biber turşusu. Masada dört kişi oturduk, ikisi hiç tanımadığım adam. Pilav bitti, biberin acısı hâlâ bende.
Bir de Fatih’te yediğim börek var. Börek dediysem, yağlı kağıdın üstünde, üçgen, peynirli, közde ısıtılmış. 20 liraya verdiler, yanına çay. Peynirin tuzu sabaha kadar midede anı bırakıyor.
Bazı insanlar kumpir diye tutturuyor, Ortaköy’de sos manyağı olmuş patates. Ben hâlâ o pilavcıyı arıyorum, Louis Vuitton çantalı kral seni unutmadım.
Bir de Fatih’te yediğim börek var. Börek dediysem, yağlı kağıdın üstünde, üçgen, peynirli, közde ısıtılmış. 20 liraya verdiler, yanına çay. Peynirin tuzu sabaha kadar midede anı bırakıyor.
Bazı insanlar kumpir diye tutturuyor, Ortaköy’de sos manyağı olmuş patates. Ben hâlâ o pilavcıyı arıyorum, Louis Vuitton çantalı kral seni unutmadım.