Galatasaray Fenerbahçe rekabeti, bizim için sadece maçtan ibaret değil, hayatın kendisi. Mesela 2000 yılındaki o 2-1'lik Galatasaray galibiyeti var, Hagi'nin frikiğiyle gelen gol, ardından Jardel'in kafası. Ben o gün salonda ağırlık çalışıyordum, televizyonda maçı açmıştım. Hagi vurduğu an, sevinçten halterleri fırlatıp koşmuştum. Komşular yukarıdan şikayete geldi, o kadar bağırmıştım.
Bir de 2002'deki o derbi var, Fenerbahçe'nin 6-0 kazandığı maç. Ben o zamanlar yeni başlamıştım spora, daha protein tozunun ne olduğunu bile bilmiyordum. Maçı izlerken bir yandan da dumbell sallıyordum. İlk gol geldiğinde moralim bozuldu, beşinci golde dumbell'ı yere bırakıp duvara yumruk atmıştım. Ertesi gün antrenmanda bileğimi zorlamıştım, o kadar sinirlenmiştim.
2012'deki 0-0'lık beraberlik, Galatasaray'ın şampiyonluk kutladığı maç. Şükrü Saracoğlu'nda kupa kaldırdılar. O akşam ben salonda nabzımı ölçüyordum, 180'e çıkmıştı heyecandan. Maçın bitiş düdüğüyle beraber tüm salon çıldırdı, sanki herkes Galatasaraylıydı o an. Ben de sevinçten o günkü kardiyo antrenmanımı iki katına çıkarmıştım. Adrenalin pompalamıştı resmen.
Bu rekabetin her anı, benim için bir antrenman gibi. Her maçta ayrı bir heyecan, ayrı bir efor sarf ediyorum. Fenerbahçe'nin 2014'teki 2-0'lık galibiyeti de unutulmazdı. Emre Belözoğlu'nun o inanılmaz golü... O maçı izlerken bir yandan da koşu bandında interval antrenmanı yapıyordum. Gol geldiğinde koşu bandının hızını anlık olarak düşürmüştüm. Kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu.
Bu rekabet, bazen antrenman motivasyonumu düşürüyor, bazen de tavan yaptırıyor. Ama her zaman hayatımda önemli bir yer tutuyor. Sanki o maçı izlerken ben de sahadaymışım gibi hissediyorum, her topa ben vuruyorum, her golde ben koşuyorum. Bazen de stresle fazla yemek yiyorum, sonraki gün ekstra kardiyo yapmam gerekiyor. Rekabetin bedeli bu.
Bir de 2002'deki o derbi var, Fenerbahçe'nin 6-0 kazandığı maç. Ben o zamanlar yeni başlamıştım spora, daha protein tozunun ne olduğunu bile bilmiyordum. Maçı izlerken bir yandan da dumbell sallıyordum. İlk gol geldiğinde moralim bozuldu, beşinci golde dumbell'ı yere bırakıp duvara yumruk atmıştım. Ertesi gün antrenmanda bileğimi zorlamıştım, o kadar sinirlenmiştim.
2012'deki 0-0'lık beraberlik, Galatasaray'ın şampiyonluk kutladığı maç. Şükrü Saracoğlu'nda kupa kaldırdılar. O akşam ben salonda nabzımı ölçüyordum, 180'e çıkmıştı heyecandan. Maçın bitiş düdüğüyle beraber tüm salon çıldırdı, sanki herkes Galatasaraylıydı o an. Ben de sevinçten o günkü kardiyo antrenmanımı iki katına çıkarmıştım. Adrenalin pompalamıştı resmen.
Bu rekabetin her anı, benim için bir antrenman gibi. Her maçta ayrı bir heyecan, ayrı bir efor sarf ediyorum. Fenerbahçe'nin 2014'teki 2-0'lık galibiyeti de unutulmazdı. Emre Belözoğlu'nun o inanılmaz golü... O maçı izlerken bir yandan da koşu bandında interval antrenmanı yapıyordum. Gol geldiğinde koşu bandının hızını anlık olarak düşürmüştüm. Kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu.
Bu rekabet, bazen antrenman motivasyonumu düşürüyor, bazen de tavan yaptırıyor. Ama her zaman hayatımda önemli bir yer tutuyor. Sanki o maçı izlerken ben de sahadaymışım gibi hissediyorum, her topa ben vuruyorum, her golde ben koşuyorum. Bazen de stresle fazla yemek yiyorum, sonraki gün ekstra kardiyo yapmam gerekiyor. Rekabetin bedeli bu.
82