İlçenin belediye meclisinde kadın görmek hâlâ istisna gibi hissettiriyor. 2024 yerel seçimlerinde İstanbul’da 39 ilçe belediye başkanının sadece 5’i kadın oldu. Bir kere mahalle muhtarlığında genç bir kadına oy verdim; kazanamadı ama köyde kaç kişinin “koca olmadan o işi yapamaz” dediğini duysam yeri. “Kadının yeri evidir” klişesi hâlâ tokat gibi suratımıza iniyor.
Saha çalışmasında kadın adayların işi daha zor. İşporta tezgâhı açarken laf atan, “Kocan izin veriyor mu?” diye soran, gece toplantıya gelince dedikodu yapan bir güruh var. Erkek adaylar ise “babacan”, “güvenilir” diye pohpohlanıyor. Kadının yola çıkıp kapı kapı seçim kampanyası yapması hâlâ yadırganıyor. Benim yaşadığım semtte (Kadıköy) bile kadın delegeler toplantıda söz alınca arka sıralardan “hadi uzatma” sesleri geliyor, 2025’teyiz hâlâ değişen pek bir şey yok.
Bir de parti içi dinamikler var. Siyasi partilerin kadın kotası var ama çoğu zaman göstermelik. Listede arka sıralara yazılan kadınlar, gerçek karar alma süreçlerinin uzağında tutuluyor. Mesela CHP’de yüzde 33 cinsiyet kotası var, ama ilk sıraları erkekler dolduruyor, kadın kontenjanı arka bahçe gibi. Bir arkadaşım AK Parti’de kadın kollarında aktifti; “Kadınlar arka planda çalışıyor, ama asıl kararlar yine erkek masasında alınıyor” derdi.
Buna rağmen taşta toprağa dokunan kadınlar büyük fark yaratıyor. Mahalledeki kreşlerin açılması, sokak aydınlatmaları, yaşlılara ulaşım gibi meselelerde hep kadınların önerisiyle hareket edildiğini gördüm. Kadınlar yerel sorunları daha iyi tespit ediyor çünkü doğrudan yaşıyorlar: çocuğunu okula bırakırken yolun güvenli olmaması, gece eve dönerken sokak lambasının yanmaması, kamu tuvaletinin pisliği... Erkek siyasetçiler bu detayları çoğu zaman gözden kaçırıyor.