2011’de Adana Portakal Çiçeği Karnavalı’na denk gelen küçük ama ruhu büyük bir edebiyat paneline katılmıştım. Şehre renk, insana nefes, yazara cesaret gelmişti. O gün orada gördüm, kitaplar sadece rafta durmak için yazılmıyor; hayata karışmak, insana dokunmak için var.
Eskiden edebiyatçılar arka sokak kahvelerinde kendi dünyalarında takılırdı. Bir romanı yazanla okuyanın yan yana gelmesi rüya gibiydi. Bugün Antalya’da Akra Edebiyat Günleri gibi etkinliklerde yazarlar, öğrenciler, yayıncılar el sıkışıyor. 2025’te Ankara Kitap Festivali’ne gittiğimde, liseli bir kızın Elif Şafak’a “Romanınız hayatımı kurtardı,” dediğini duydum. O an anladım, festival sadece kitap satmak değil, hayatlara soluk katmak demek.
Edebiyat festivalleri bir şehre akıl fikir, bir topluma cesaret verir. Sadece İstanbul’la da sınırlı değil bu iş. Mardin’de, Denizli’de, hatta küçük kasabalarda bile yapılan mini festivaller var artık. 2023’te Bodrum’da düzenlenen Heredot Edebiyat Günleri’nde, yerel bir şairin “Beni ilk defa biri dinledi,” dediğini duydum. Bir festival, bir şairin hayatında dönüm noktası olabiliyor.
Eskiden şehirde bir kitap fuarı varsa, genelde alışverişten ibaretti. Şimdi atölyeler, canlı okuma seansları, şiir geceleri, çocuklar için masal saatleri var. Bak, eğitim sisteminde çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak için harcanan milyonlarca liradan daha etkili bir yöntem: Yazarla yüz yüze gelmek, ona dokunmak. 2022’de İzmir’de bir festivalde, çocukların Masal Teyzesi’ne sarılıp selfie çekmesi hâlâ gözümün önünde. Hiçbir müfredatta yazmaz, ama o sarılış bir ömür unutulmaz.