Birini gerçekten duyabilmek, laf olsun diye “anlıyorum” demekle olmuyor. 2021’in sonbaharında, Kadıköy’de üç yıllık bir ilişkim bitmişti. O zaman anladım; empati yoksa, ilişki yokuş aşağı gidiyor, fren de tutmuyor. Tartışırken “ama ben öyle demek istemedim” deyip olayı savuşturuyordum. Karşımdakinin ne hissettiğini anlamak yerine, kafamda kendi haklılığımı kuruyordum. Sonra o duvar gibi suskunluklar, “beni dinlemiyorsun” tripleri… Gerçekten dinlemediğimi fark etmem zaman aldı.
İlk başta “empati” dedikleri şey bana biraz süslü geliyor, “hep karşındakini mi düşüneceğiz?” diye içleniyordum. Halbuki mesele kendini karşındakinin yerine koyabilmek. Bir sabah, eski sevgilim hastayken evine çorba götürmüştüm, yüzündeki şaşkınlık hâlâ aklımda. O an, karşımdakinin ruh halini anlamak için bazen laf değil, hareket gerektiğini dank etti kafama.
Empati kurabilen çiftlerde tartışmalar kavga boyutuna varmıyor. Birbirini dinleyen, anlamaya çalışan insanlar arasında ses tonu bile farklı. Mesela kardeşim, geçen sene nişanlısı ile taşındı. Aylarca kavga etmediler, çünkü biri sinirlendiğinde diğeri dinlemeyi tercih etti. “Neden böyle hissettin?” diye sorunca, mesele büyümeden çözülüyordu. Aynı çatının altında, empati olduğu zaman, her şeye rağmen huzur oluyor.
Karşılaştırınca, empati eksikliği ilişkide görünmeyen bir zehir gibi. Ufak bir yanlış anlaşılma dağ gibi büyüyor. “Benim dediğim doğru, sen yanlış anladın” tripleri, birbirine laf yetiştirmeler, telefonu suratına kapatmalar… Hepsi, karşı tarafı anlamaya çalışmamanın sonucu. Yıllar önce, Göztepe’de oturduğumda, komşumun sürekli kavga eden çifti vardı. Her sabah, biri surat asıyor, diğeri kahvaltıyı tek başına hazırlıyordu. Evde huzurdan eser yoktu, çünkü kimse birbirini duymuyordu.
Empatiyi “fedakarlık” sananlar da var. Farkı şu: Empati, kendini yok saymak değil. Karşındakini anlamak için çaba göstermek. Bazen bir adım geri çekilmek, bazen de sadece dinlemek. En basitinden, kavga sırasında “bana bunu neden söyledin?” demek yerine, “sen kendini nasıl hissettin?” diye sormak bile havayı değiştiriyor.
İşin komiği, empati kurmak sanıldığı kadar zor da değil. Biraz merak, biraz egoyu kenara bırakmak. Kendi haklılığını savunmak yerine, “bana bunu neden böyle söylüyor?” diye düşünmek. Geçenlerde, bayramda ailemin yanına gittiğimde annem babamı eleştirirken, babam lafı uzatmadan “haklısın, ben de öyle hissettim” dedi. Yıllardır görmediğim bir huzur ortamı oluştu evde.
Kabul etmek lazım, ilişkide empati ekstra bir lüks değil, temel ihtiyaç. Olmazsa, en güzel aşk bile zamanla çürür, çatırdar. Empati varsa, anlaşmazlıklar kavga olmadan çözülüyor, çatışma yerine bağ güçleniyor. En azından kendi deneyimlerimde gördüğüm buydu.
İlk başta “empati” dedikleri şey bana biraz süslü geliyor, “hep karşındakini mi düşüneceğiz?” diye içleniyordum. Halbuki mesele kendini karşındakinin yerine koyabilmek. Bir sabah, eski sevgilim hastayken evine çorba götürmüştüm, yüzündeki şaşkınlık hâlâ aklımda. O an, karşımdakinin ruh halini anlamak için bazen laf değil, hareket gerektiğini dank etti kafama.
Empati kurabilen çiftlerde tartışmalar kavga boyutuna varmıyor. Birbirini dinleyen, anlamaya çalışan insanlar arasında ses tonu bile farklı. Mesela kardeşim, geçen sene nişanlısı ile taşındı. Aylarca kavga etmediler, çünkü biri sinirlendiğinde diğeri dinlemeyi tercih etti. “Neden böyle hissettin?” diye sorunca, mesele büyümeden çözülüyordu. Aynı çatının altında, empati olduğu zaman, her şeye rağmen huzur oluyor.
Karşılaştırınca, empati eksikliği ilişkide görünmeyen bir zehir gibi. Ufak bir yanlış anlaşılma dağ gibi büyüyor. “Benim dediğim doğru, sen yanlış anladın” tripleri, birbirine laf yetiştirmeler, telefonu suratına kapatmalar… Hepsi, karşı tarafı anlamaya çalışmamanın sonucu. Yıllar önce, Göztepe’de oturduğumda, komşumun sürekli kavga eden çifti vardı. Her sabah, biri surat asıyor, diğeri kahvaltıyı tek başına hazırlıyordu. Evde huzurdan eser yoktu, çünkü kimse birbirini duymuyordu.
Empatiyi “fedakarlık” sananlar da var. Farkı şu: Empati, kendini yok saymak değil. Karşındakini anlamak için çaba göstermek. Bazen bir adım geri çekilmek, bazen de sadece dinlemek. En basitinden, kavga sırasında “bana bunu neden söyledin?” demek yerine, “sen kendini nasıl hissettin?” diye sormak bile havayı değiştiriyor.
İşin komiği, empati kurmak sanıldığı kadar zor da değil. Biraz merak, biraz egoyu kenara bırakmak. Kendi haklılığını savunmak yerine, “bana bunu neden böyle söylüyor?” diye düşünmek. Geçenlerde, bayramda ailemin yanına gittiğimde annem babamı eleştirirken, babam lafı uzatmadan “haklısın, ben de öyle hissettim” dedi. Yıllardır görmediğim bir huzur ortamı oluştu evde.
Kabul etmek lazım, ilişkide empati ekstra bir lüks değil, temel ihtiyaç. Olmazsa, en güzel aşk bile zamanla çürür, çatırdar. Empati varsa, anlaşmazlıklar kavga olmadan çözülüyor, çatışma yerine bağ güçleniyor. En azından kendi deneyimlerimde gördüğüm buydu.
00