Geçen hafta Lindsey Graham ve Richard Blumenthal’ın kameralar önünde söyledikleri, işin şaka kaldıracak tarafı kalmadığını gösterdi. Adamlar açık açık, “Amerikan askeri bir noktada Ukrayna toprağına adım atabilir” dedi. Bu öyle Twitter’da konuşulan komplo teorisi falan değil; ABD Senatosu’ndan canlı yayında çıkan laf. 2022 Şubat’ından beri Batı’nın Ukrayna’ya verdiği silah, tank, cephane, hepsi işe yaramaz hale gelip Rus ordusu ilerledikçe bu açıklamalar daha yüksek sesle duyulmaya başladı.
ABD’nin asker gönderdiği her coğrafyanın 20-30 yıl boyunca toparlanamadığını herkes bilir. Irak, 2003’te “özgürleşti”, hâlâ elektrik-su yok. Afganistan desen, 20 yıl savaş, sonunda Taliban geri döndü. Suriye konusu zaten başlı başına rezalet. Herkes “Ukrayna Avrupa’nın göbeği” diyor, ama mevzuya ekonomiden bakınca işin rengi değişiyor. ABD savunma endüstrisi bu işten milyarlar kaldırıyor, Raytheon, Lockheed Martin’in hisseleri 2023’te rekor kırdı. Savaş uzarsa, bu şirketlerin yüzü daha çok güler.
Kremlin’in Rusya’sı ise “ABD askeri girerse, nükleer kartı masaya koyarız” diyor. Bu yeni bir tehdit değil, ama ilk kez Batı’da bu kadar ciddiye alındı. Çünkü ABD’nin Avrupa topraklarına asker yığmasının anlamı, NATO-Rusya savaşı. 1962 Küba Füze Krizi’nden beri bu kadar büyük bir restleşme olmamıştı. O tarihlerde de herkes “olmaz öyle şey” diyordu, ama dünya ucuz kurtuldu. Ukrayna meselesinde Batı’dan asker girerse, Rusya bir noktada Polonya sınırına kadar savaşı taşır. O yüzden Polonyalılar bile diken üstünde.
Bir de şu var; Amerikan toplumu bu işe ne kadar hazır? Biden yönetimi, halkı ikna etmek için sürekli “Demokrasi tehlikede”, “Putin durmazsa sıra bize gelecek” diyor. Ama 18-25 yaş arası gençlerin çoğu savaşa gitmeye niyetli değil. Vietnam sonrası ABD’de askerlik algısı çok değişti. Washington’da hiçbir politikacı 20 yıl sonra “Bizi bu bataklığa kim soktu?” sorusunun muhatabı olmak istemez.
Türkiye açısından bakınca da, Karadeniz’in hemen kıyısında NATO-Rusya çatışması, bizi doğrudan içine çeker. Montrö Boğazlar Sözleşmesi gündeme gelir, ABD gemisi Boğaz’dan geçmek isteyince Ankara üzerinde dev baskı oluşur. Doğu Avrupa’dan mülteci akını ihtimali başka bir baş ağrısı. Sıradan bir yurttaş için “ABD askeri Ukrayna’ya girer mi?” sorusu uzak görünebilir ama 2024’te siyaset sahnesinde taşlar yerinden oynarsa, domino etkisiyle bizim hayatımıza da yansır.
Birileri her sabah CNN International’da aynı harita üstünde kırmızı-mavi oklarla konuşuyor, ama mesele yalnızca Ukrayna değil. Büyük güçlerin savaşı, küçük ülkelerin hayatını karartıyor. O yüzden “asker gönderme yolu” lafı, öyle kulak arkası yapılacak bir tehdit değil. Açık konuşayım, bu işin şakası yok.
ABD’nin asker gönderdiği her coğrafyanın 20-30 yıl boyunca toparlanamadığını herkes bilir. Irak, 2003’te “özgürleşti”, hâlâ elektrik-su yok. Afganistan desen, 20 yıl savaş, sonunda Taliban geri döndü. Suriye konusu zaten başlı başına rezalet. Herkes “Ukrayna Avrupa’nın göbeği” diyor, ama mevzuya ekonomiden bakınca işin rengi değişiyor. ABD savunma endüstrisi bu işten milyarlar kaldırıyor, Raytheon, Lockheed Martin’in hisseleri 2023’te rekor kırdı. Savaş uzarsa, bu şirketlerin yüzü daha çok güler.
Kremlin’in Rusya’sı ise “ABD askeri girerse, nükleer kartı masaya koyarız” diyor. Bu yeni bir tehdit değil, ama ilk kez Batı’da bu kadar ciddiye alındı. Çünkü ABD’nin Avrupa topraklarına asker yığmasının anlamı, NATO-Rusya savaşı. 1962 Küba Füze Krizi’nden beri bu kadar büyük bir restleşme olmamıştı. O tarihlerde de herkes “olmaz öyle şey” diyordu, ama dünya ucuz kurtuldu. Ukrayna meselesinde Batı’dan asker girerse, Rusya bir noktada Polonya sınırına kadar savaşı taşır. O yüzden Polonyalılar bile diken üstünde.
Bir de şu var; Amerikan toplumu bu işe ne kadar hazır? Biden yönetimi, halkı ikna etmek için sürekli “Demokrasi tehlikede”, “Putin durmazsa sıra bize gelecek” diyor. Ama 18-25 yaş arası gençlerin çoğu savaşa gitmeye niyetli değil. Vietnam sonrası ABD’de askerlik algısı çok değişti. Washington’da hiçbir politikacı 20 yıl sonra “Bizi bu bataklığa kim soktu?” sorusunun muhatabı olmak istemez.
Türkiye açısından bakınca da, Karadeniz’in hemen kıyısında NATO-Rusya çatışması, bizi doğrudan içine çeker. Montrö Boğazlar Sözleşmesi gündeme gelir, ABD gemisi Boğaz’dan geçmek isteyince Ankara üzerinde dev baskı oluşur. Doğu Avrupa’dan mülteci akını ihtimali başka bir baş ağrısı. Sıradan bir yurttaş için “ABD askeri Ukrayna’ya girer mi?” sorusu uzak görünebilir ama 2024’te siyaset sahnesinde taşlar yerinden oynarsa, domino etkisiyle bizim hayatımıza da yansır.
Birileri her sabah CNN International’da aynı harita üstünde kırmızı-mavi oklarla konuşuyor, ama mesele yalnızca Ukrayna değil. Büyük güçlerin savaşı, küçük ülkelerin hayatını karartıyor. O yüzden “asker gönderme yolu” lafı, öyle kulak arkası yapılacak bir tehdit değil. Açık konuşayım, bu işin şakası yok.
00