2022’de Zeytinli Rock Festivali’nde beş gün üst üste çamura bata çıka sabahladım, bilet param kadar da çadır ekipmanına gömdüm. Kafamdaki tek mantıklı neden “arka planda Athena çalarken arkadaş ortamının tadı başka” hissiydi. Orada, 17 yaşındaki kuzenimle gece üçte plastik bardaktan bira içerken, telefonun çekmediği bir ortamda, dünya tamamen unutuluyor. Kaçış gibi bir şey. Herkes birbirine sarılıyor, kiminin üstünde “üç gündür yıkanmadım” tişörtü var, kimsenin umurunda değil.
En büyük mesele, o kalabalıkta herkesin sanki birbirinin derdini bildiği, kiminin kırık kalbini, kiminin müzikle dertleşmesini görebilmen. Bir nevi toplu terapi. Evde internetten dinlesen aynı şarkıyı, o etki gelmiyor. Orada, canlı, sesin ciğerine vuruyor. Ertesi sabah uykusuz, bitkin, ama suratta anlamsız bir mutlulukla uyanıyorsun. Çünkü o müziğin ritmine, o toplu sarhoşluğa ortak oldun.
Tabii işin magazinsel tarafı da var. Instagram’da bir story atmadan, ya da çadırın önünde kankayla klasik “festival pozu” vermeden dönersen kimse yediğin tozu, burnuna kaçan sineği, çadıra dolan yağmuru görmüyor. Herkes sanıyor ki festivaller sadece “özgürlüğün doruğu, müzikle coşan gençlik”. Ama işin iç yüzünde, gerçek festivalciler bilir ki en büyük savaş tuvalet sırası, en tehlikeli an ise sabaha karşı şarj arayışı.
Yalnız, kafası çalışana acayip bir özgüven pompası. Kendi sınırını, cesaretini, bazen de aptallığını test ediyorsun. 18 yaş altı gençlerin ailesiyle savaşının temel sebebi de bu bence: Güvenlik kaygısı kadar, “ben de orada olmalıyım, yoksa bir şeyleri kaçırıyorum” psikolojisi. FOMO değilse başka ne?
Ticari kısmı da apayrı. 2024’te İstanbul’da düzenlenen bir elektronik müzik festivalinde su 75 TL’ydi. Gece yarısı çölde kalmış gibi bir his. Ama yinede millet düşe kalka, borç harç bilet alıyor. Çünkü başka türlü bir “aidiyet” duygusu, başka hiçbir yerde kolay kolay yok. O yüzden, festival sonrası iki gün yataktan kalkamayan, sesi kısılan, cebinde para kalmayan genç, yine de “seneye kesin geliyorum” diyor. Çevremde kim varsa, festivalden döndüğü zaman bir hafta boyunca aynı hüzün: “Bitti, şimdi ne yapacağım?”
Velhasıl, müzik festivali gençte müthiş bir özgürlük, sosyallik, bazen de gerçek hayattan kopuş etkisi bırakıyor. Ama unutmamak lazım, her eğlence kalıcı iz bırakmıyor; o samimiyet ve aidiyet hissi için bazen gerçek hayatta da çaba göstermek gerektiriyor. Orada herkes bir arada, hayatta ise çoğu yalnız. Bunu fark edince festival sonrası boşluğun sebebi de netleşiyor.
En büyük mesele, o kalabalıkta herkesin sanki birbirinin derdini bildiği, kiminin kırık kalbini, kiminin müzikle dertleşmesini görebilmen. Bir nevi toplu terapi. Evde internetten dinlesen aynı şarkıyı, o etki gelmiyor. Orada, canlı, sesin ciğerine vuruyor. Ertesi sabah uykusuz, bitkin, ama suratta anlamsız bir mutlulukla uyanıyorsun. Çünkü o müziğin ritmine, o toplu sarhoşluğa ortak oldun.
Tabii işin magazinsel tarafı da var. Instagram’da bir story atmadan, ya da çadırın önünde kankayla klasik “festival pozu” vermeden dönersen kimse yediğin tozu, burnuna kaçan sineği, çadıra dolan yağmuru görmüyor. Herkes sanıyor ki festivaller sadece “özgürlüğün doruğu, müzikle coşan gençlik”. Ama işin iç yüzünde, gerçek festivalciler bilir ki en büyük savaş tuvalet sırası, en tehlikeli an ise sabaha karşı şarj arayışı.
Yalnız, kafası çalışana acayip bir özgüven pompası. Kendi sınırını, cesaretini, bazen de aptallığını test ediyorsun. 18 yaş altı gençlerin ailesiyle savaşının temel sebebi de bu bence: Güvenlik kaygısı kadar, “ben de orada olmalıyım, yoksa bir şeyleri kaçırıyorum” psikolojisi. FOMO değilse başka ne?
Ticari kısmı da apayrı. 2024’te İstanbul’da düzenlenen bir elektronik müzik festivalinde su 75 TL’ydi. Gece yarısı çölde kalmış gibi bir his. Ama yinede millet düşe kalka, borç harç bilet alıyor. Çünkü başka türlü bir “aidiyet” duygusu, başka hiçbir yerde kolay kolay yok. O yüzden, festival sonrası iki gün yataktan kalkamayan, sesi kısılan, cebinde para kalmayan genç, yine de “seneye kesin geliyorum” diyor. Çevremde kim varsa, festivalden döndüğü zaman bir hafta boyunca aynı hüzün: “Bitti, şimdi ne yapacağım?”
Velhasıl, müzik festivali gençte müthiş bir özgürlük, sosyallik, bazen de gerçek hayattan kopuş etkisi bırakıyor. Ama unutmamak lazım, her eğlence kalıcı iz bırakmıyor; o samimiyet ve aidiyet hissi için bazen gerçek hayatta da çaba göstermek gerektiriyor. Orada herkes bir arada, hayatta ise çoğu yalnız. Bunu fark edince festival sonrası boşluğun sebebi de netleşiyor.
00