D'Hondt sistemiyle 2018 genel seçimlerinde İstanbul 1. bölgeden çıkamayan partiler hâlâ anlamsızca baraj tartışıyor. Yüzde 10 barajını geçemeyen yüz binlerce oy çöp oldu. Kimi oy verdiği partiyi Meclis’te göremediği için sandığa küs. “Temsilde adalet” lafta kalıyor yani. Almanya’da ise yüzde 5 barajı var ama sistem karışık: hem milletvekili hem de partiye oy veriyorsun, kişisel ağırlık var. Orada Yeşiller gibi partiler Meclis’te rahatça yer buluyor, koalisyon kültürü oluşmuş. Bizdeyse en ufak partiyi Meclis’e sokmak için matematik cambazlığı şart.
İngiltere’de basit çoğunluk sistemiyle bir bölgeden bir vekil çıkıyor. Mesela 2019’da Brexit Partisi İngiltere genelinde yüzde 2, bu sistemle ‘0’ milletvekili aldı. Adamlar toplamda 600 bin oy almış, sıfır temsiliyet. Buna demokrasi mi denir? Tam tersi Hollanda’da ülke genelindeki oy oranına göre sandalye dağıtılıyor, baraj yüzde 0.67. Orada meclis tam bir mozaik, ama hükümet kurmak çile. Çoğu zaman aylarca uzayan koalisyon pazarlıkları… 2021’de Hollanda’da hükümetin kurulması 271 gün sürdü. Düşünsene, neredeyse bir yıl yok hükmünde.
Şahsen 2015’te ilk kez oy verdiğimde, baraj yüzünden tercihimin boşa gittiğini gördüm. O günden beri küçük partilere verilen oyların hakkının yenmesi bana koyuyor. Çünkü demokrasi dediğin, farklı seslerin mecliste olması demek. O sesleri barajlarla susturmak, ülkeyi de kutuplaştırıyor. Zaten seçim geceleri "şu parti baraja takıldı" haberini duyunca insanların morali bozuluyor, sisteme olan güven azalıyor.
Ama her şeyin ideal düzeni de yok. Barajı sıfıra indirirsen bu sefer de 30-40 partili bir meclis, karmakarışık hükümetler… İtalya bunun dertlisi mesela. 1946’dan beri ortalama iki yılda bir kabine değiştiriyorlar. İstikrarsızlık başka bir bela. Yani temsilde adaletle yönetimde istikrar arasındaki teraziyi iyi kurmak lazım. Ne azı ne fazlası.
Türkiye’de yıllardır konuşulan “dar bölge” sistemi ise başka dertli. Mahallede az oyla vekil çıkarırsın ama büyük oranda aynı partilerin egemenliği devam eder. Siyasetçiler sadece kendi bölgesine çalışır, ülke geneline kayıtsız kalır. 2014’te gündeme gelmişti, tepki topladı, rafa kalktı.
Sistemin adı her ne olursa olsun, seçim sistemi demokrasiye yön veren en temel araç. O yüzden kim hangi sistemi istiyor, niye istiyor, iyi bakmak gerek. Sadece kazananın değil, kaybedenin de hakkı olmalı sandıkta. Yoksa adı demokrasi, tadı teknokrasi olur.
İngiltere’de basit çoğunluk sistemiyle bir bölgeden bir vekil çıkıyor. Mesela 2019’da Brexit Partisi İngiltere genelinde yüzde 2, bu sistemle ‘0’ milletvekili aldı. Adamlar toplamda 600 bin oy almış, sıfır temsiliyet. Buna demokrasi mi denir? Tam tersi Hollanda’da ülke genelindeki oy oranına göre sandalye dağıtılıyor, baraj yüzde 0.67. Orada meclis tam bir mozaik, ama hükümet kurmak çile. Çoğu zaman aylarca uzayan koalisyon pazarlıkları… 2021’de Hollanda’da hükümetin kurulması 271 gün sürdü. Düşünsene, neredeyse bir yıl yok hükmünde.
Şahsen 2015’te ilk kez oy verdiğimde, baraj yüzünden tercihimin boşa gittiğini gördüm. O günden beri küçük partilere verilen oyların hakkının yenmesi bana koyuyor. Çünkü demokrasi dediğin, farklı seslerin mecliste olması demek. O sesleri barajlarla susturmak, ülkeyi de kutuplaştırıyor. Zaten seçim geceleri "şu parti baraja takıldı" haberini duyunca insanların morali bozuluyor, sisteme olan güven azalıyor.
Ama her şeyin ideal düzeni de yok. Barajı sıfıra indirirsen bu sefer de 30-40 partili bir meclis, karmakarışık hükümetler… İtalya bunun dertlisi mesela. 1946’dan beri ortalama iki yılda bir kabine değiştiriyorlar. İstikrarsızlık başka bir bela. Yani temsilde adaletle yönetimde istikrar arasındaki teraziyi iyi kurmak lazım. Ne azı ne fazlası.
Türkiye’de yıllardır konuşulan “dar bölge” sistemi ise başka dertli. Mahallede az oyla vekil çıkarırsın ama büyük oranda aynı partilerin egemenliği devam eder. Siyasetçiler sadece kendi bölgesine çalışır, ülke geneline kayıtsız kalır. 2014’te gündeme gelmişti, tepki topladı, rafa kalktı.
Sistemin adı her ne olursa olsun, seçim sistemi demokrasiye yön veren en temel araç. O yüzden kim hangi sistemi istiyor, niye istiyor, iyi bakmak gerek. Sadece kazananın değil, kaybedenin de hakkı olmalı sandıkta. Yoksa adı demokrasi, tadı teknokrasi olur.
00