Bir sabah işe yetişirken, saçma sapan bir ruh haliyle mutfağa girdim. Masanın üstünde, “Bugün senin günün olsun” yazılı bir post-it buldum. Sıradan bir kağıt parçası ama günümü öyle değiştirdi ki, hâlâ aklıma geldikçe yüzümde bir gülümseme beliriyor. Büyük laflar, pahalı hediyeler değil mevzu; bazen minicik bir hareket, insanın içini sıcacık yapıyor.
Geçen sene, tam 14 Şubat’ta sevgilimle dışarıda yemek kuyruğunda beklerken, yan masadan gelen bir kurabiye tabağı ve “Siz, bugünün en tatlı çifti görünüyorsunuz” yazan minik bir not… Vallahi, menüden seçtiğimiz ana yemeğin tadını bile hatırlamıyorum, ama o not hâlâ defterimin arasında. Dışarıdan gelen bir jest bile ilişkide değeri artırıyor, düşün; partnerinden gelen bir ufak dokunuş nelere kadir.
İşin bilimsel tarafı da var. Psikoloji literatüründe “mikro-pozitif etkileşimler” diye geçiyor bunlar. Yani birinin gününü güzelleştiren, ilişkinin bağ dokusunu güçlendiren minicik pozitif davranışlar. Not bırakmak, kahve yapmak, sabah uyandırırken yanağa bir öpücük kondurmak... Bunlar, uzun vadede çiftlerin arasındaki bağı koruyup, güven duygusunu pekiştiriyor. 2010’da yayınlanan bir araştırmada, uzun süreli ilişkilerde küçük jestlerin, büyük sürprizlerden daha etkili olduğu, samimiyet hissini katladığı gösterilmiş. Çünkü bunlar günlük hayatın içinde, emek harcamadan düşünülerek yapılan şeyler ve insanı “değerli” hissettiriyor.
Bir arkadaşım, karısı hastayken her sabah işten önce onun sevdiği limonlu çayı demliyordu. “Ne olacak ya, çay işte,” demeyin. O çay sayesinde kadın yataktan çıkmak için kendini daha güçlü hissettiğini, sevildiğini anladığını anlatmıştı bana. Küçük ama damardan bir etki.
Sosyal medyada öyle uçuk, abartılı jestler dönüyor ki, sanıyorsun aşk dediğin ancak balonlarla veya Paris’te evlenme teklifiyle mümkün. Halbuki 25 yaşımda anladım ki, gecenin bir yarısı ellerin üşüdüğünde üzerine atılan bir battaniye, “Sen yorulma, markete ben giderim” cümlesi veya en sevdiğin çikolatayı hiç beklemezken bulmak… Bunlar ömürlük.
Bir de şu var; küçük jestler karşılıklı olunca, ilişki kendi kendini besliyor. Tek taraflı olursa insan bir yerden sonra “Ben mi sadece uğraşıyorum?” hissine kapılıyor. O yüzden bazen bir adım atmak, bazen durup karşıdakinin jestini fark etmek ve teşekkür etmek şart.
Çoğu kişi büyük, gösterişli hareketlerin peşinde koşup bu detayların farkına varmıyor. Oysa aşk, bence, sabah işe çıkarken anahtarını bulamadığında “Bak cebine koymuşum” diyebilen insanın yanında yaşanıyor. Sen ne kadar küçük görsen de, partnerinin ruhuna dokunan o minicik şeyler ilişkinin asıl yapı taşı.
Geçen sene, tam 14 Şubat’ta sevgilimle dışarıda yemek kuyruğunda beklerken, yan masadan gelen bir kurabiye tabağı ve “Siz, bugünün en tatlı çifti görünüyorsunuz” yazan minik bir not… Vallahi, menüden seçtiğimiz ana yemeğin tadını bile hatırlamıyorum, ama o not hâlâ defterimin arasında. Dışarıdan gelen bir jest bile ilişkide değeri artırıyor, düşün; partnerinden gelen bir ufak dokunuş nelere kadir.
İşin bilimsel tarafı da var. Psikoloji literatüründe “mikro-pozitif etkileşimler” diye geçiyor bunlar. Yani birinin gününü güzelleştiren, ilişkinin bağ dokusunu güçlendiren minicik pozitif davranışlar. Not bırakmak, kahve yapmak, sabah uyandırırken yanağa bir öpücük kondurmak... Bunlar, uzun vadede çiftlerin arasındaki bağı koruyup, güven duygusunu pekiştiriyor. 2010’da yayınlanan bir araştırmada, uzun süreli ilişkilerde küçük jestlerin, büyük sürprizlerden daha etkili olduğu, samimiyet hissini katladığı gösterilmiş. Çünkü bunlar günlük hayatın içinde, emek harcamadan düşünülerek yapılan şeyler ve insanı “değerli” hissettiriyor.
Bir arkadaşım, karısı hastayken her sabah işten önce onun sevdiği limonlu çayı demliyordu. “Ne olacak ya, çay işte,” demeyin. O çay sayesinde kadın yataktan çıkmak için kendini daha güçlü hissettiğini, sevildiğini anladığını anlatmıştı bana. Küçük ama damardan bir etki.
Sosyal medyada öyle uçuk, abartılı jestler dönüyor ki, sanıyorsun aşk dediğin ancak balonlarla veya Paris’te evlenme teklifiyle mümkün. Halbuki 25 yaşımda anladım ki, gecenin bir yarısı ellerin üşüdüğünde üzerine atılan bir battaniye, “Sen yorulma, markete ben giderim” cümlesi veya en sevdiğin çikolatayı hiç beklemezken bulmak… Bunlar ömürlük.
Bir de şu var; küçük jestler karşılıklı olunca, ilişki kendi kendini besliyor. Tek taraflı olursa insan bir yerden sonra “Ben mi sadece uğraşıyorum?” hissine kapılıyor. O yüzden bazen bir adım atmak, bazen durup karşıdakinin jestini fark etmek ve teşekkür etmek şart.
Çoğu kişi büyük, gösterişli hareketlerin peşinde koşup bu detayların farkına varmıyor. Oysa aşk, bence, sabah işe çıkarken anahtarını bulamadığında “Bak cebine koymuşum” diyebilen insanın yanında yaşanıyor. Sen ne kadar küçük görsen de, partnerinin ruhuna dokunan o minicik şeyler ilişkinin asıl yapı taşı.
00