İki turlu seçimle tek turlu seçim arasında dağlar kadar fark var; bunu Paris’te Cumhurbaşkanlığı seçimlerini izlerken çok net görmüştüm. 2017’de Macron’un ilk turda yüzde 24 alıp, ikinci turda yüzde 66’ya çıkması hâlen aklımda. İki turlu sistem, “aman Le Pen gelmesin” mantığıyla, halkı bir araya topladı. Kazanan, ilk turda en çok oyu alan değil; toplumun büyük bölümünün “eh, buna razıyım” dediği kişi oldu. Adamı sevmeyen de, nefret etmeyen de ikinci turda bir araya geldi. Yani, kutuplaşmayı azaltabilen bir tarafı var.
Tek turlu dar bölge sistemini ise İngiltere’de bizzat yaşadım. Manchester’da yaşarken milletvekili seçimlerinde Labour adayı yüzde 50’yi bile bulmadan rahatça seçiliyordu. Yüzde 30-35 civarıyla birinci olunca, diğer yüzde 65’in sesi patates gibi havada kalıyor. Küçük partiler resmen harcanıyor. Böyle olunca, iki büyük parti dışında kimsenin esamesi okunmuyor. Demokrasi var mı, elbette var ama temsil tam değil. Hele bizim gibi çok sesli memleketlerde bu tarz sistem, çoğunluk diktasına dönüşebiliyor.
Orantılı temsil sistemi bambaşka bir hikâye; Almanya’da 2021 seçimlerinde parlamento adeta ülkenin aynası gibi oldu. SPD, Yeşiller, Hristiyan Demokratlar, FDP, hepsi mecliste. Berlin’de bir kafede, herkesin bir şekilde temsil edildiği havası hakikaten hissediliyordu. Ama bu kez de hükümet kurmak deveye hendek atlatmak gibi. Koalisyonlar, tavizler, aylarca süren pazarlıklar… İstikrar arayanların başına dert. Fakat “mecliste ben de varım” duygusu, bu sistemin en büyük artısı.
Seçim barajı işin tuzu biberi. Türkiye’de yıllarca yüzde 10 baraj, milyonlarca oyun boşa gitmesine sebep oldu. 2023’te yüzde 7’ye indirdiler ama hâlâ yüksek. Bir partinin aldığı 900 bin oy, tek bir milletvekiline bile dönüşemeyebiliyor. Demokrasi dediğin eşit temsilse, baraj bu işi baltalıyor. Ama “istikrar” diyorlar, laf oraya bağlanıyor.
Kişisel gözlemim şu: Hangi sistemde olursa olsun, azınlığın sesi duyulmadıkça demokrasi eksik kalıyor. Seçim sistemi, iktidarın rengini, meclisin havasını, ülkenin kutuplaşmasını belirliyor. Tek adam mı, çoğulculuk mu, partiler mi, liderler mi ön planda olacak… Hepsi bu tercihlerde gizli. Bir de şu gerçek var; sistemin adı ne olursa olsun, çoğu zaman halkı değil, partinin çıkarını gözeterek tasarlanıyor. Bu yüzden, demokrasi lafla değil, doğru tercihle geliyor.
Kendi adıma, temsilin eksik kaldığı bir “demokrasi”ye, tam demokrasi diyemiyorum. Hele ki oylar çöpe gidiyorsa… Yani mesele sadece sandık değil, o sandığın nasıl işlediği.
Tek turlu dar bölge sistemini ise İngiltere’de bizzat yaşadım. Manchester’da yaşarken milletvekili seçimlerinde Labour adayı yüzde 50’yi bile bulmadan rahatça seçiliyordu. Yüzde 30-35 civarıyla birinci olunca, diğer yüzde 65’in sesi patates gibi havada kalıyor. Küçük partiler resmen harcanıyor. Böyle olunca, iki büyük parti dışında kimsenin esamesi okunmuyor. Demokrasi var mı, elbette var ama temsil tam değil. Hele bizim gibi çok sesli memleketlerde bu tarz sistem, çoğunluk diktasına dönüşebiliyor.
Orantılı temsil sistemi bambaşka bir hikâye; Almanya’da 2021 seçimlerinde parlamento adeta ülkenin aynası gibi oldu. SPD, Yeşiller, Hristiyan Demokratlar, FDP, hepsi mecliste. Berlin’de bir kafede, herkesin bir şekilde temsil edildiği havası hakikaten hissediliyordu. Ama bu kez de hükümet kurmak deveye hendek atlatmak gibi. Koalisyonlar, tavizler, aylarca süren pazarlıklar… İstikrar arayanların başına dert. Fakat “mecliste ben de varım” duygusu, bu sistemin en büyük artısı.
Seçim barajı işin tuzu biberi. Türkiye’de yıllarca yüzde 10 baraj, milyonlarca oyun boşa gitmesine sebep oldu. 2023’te yüzde 7’ye indirdiler ama hâlâ yüksek. Bir partinin aldığı 900 bin oy, tek bir milletvekiline bile dönüşemeyebiliyor. Demokrasi dediğin eşit temsilse, baraj bu işi baltalıyor. Ama “istikrar” diyorlar, laf oraya bağlanıyor.
Kişisel gözlemim şu: Hangi sistemde olursa olsun, azınlığın sesi duyulmadıkça demokrasi eksik kalıyor. Seçim sistemi, iktidarın rengini, meclisin havasını, ülkenin kutuplaşmasını belirliyor. Tek adam mı, çoğulculuk mu, partiler mi, liderler mi ön planda olacak… Hepsi bu tercihlerde gizli. Bir de şu gerçek var; sistemin adı ne olursa olsun, çoğu zaman halkı değil, partinin çıkarını gözeterek tasarlanıyor. Bu yüzden, demokrasi lafla değil, doğru tercihle geliyor.
Kendi adıma, temsilin eksik kaldığı bir “demokrasi”ye, tam demokrasi diyemiyorum. Hele ki oylar çöpe gidiyorsa… Yani mesele sadece sandık değil, o sandığın nasıl işlediği.
00