İstanbul’da Kadıköy’den Beşiktaş’a 8.30’da çıkınca, hayal ettiğin zamandan en az 20 dakika daha geç varıyorsun; çünkü vapur saatleriyle metrobüsün ya da otobüsün uyumsuzluğu, plan yapmayı imkansız hale getiriyor. Bu şehirde zaman yönetimi, Google Maps’in tahminlerinden falan ibaret değil; haftanın hangi günü, tam olarak hangi saatte, hangi semtten geçtiğinle ilgili. Mesela bir pazartesi sabahı Levent’e gitmekle bir cumartesi öğleden sonra gitmek arasında saat farkı oynar.
2022’de Berlin’de yaşadım, U-Bahn’ın tabelasında 08:17 yazıyorsa, tren 08:17’de orada. Türkiye’de ise “10 dakikaya gelir” diyen otobüs şoförüne güvenip yanılıyorsun. O yüzden burada yaşayan herkesin kafasında şöyle bir algoritma var: Gideceğin yere “en az” yarım saat ekle, ona da “ya trafik olursa” payı bırak. Özellikle sabah 7-9 arası veya akşam 5’ten sonra şehiriçi hareket edenin gerçekten planı sekteye uğruyor.
Bir diğer sıkıntı aktarma işkencesi. Metrodan çıktın diyelim, otobüse yetişmek için koşuyorsun ama Beşiktaş Meydanı’nda o kalabalıkta iki adım bile ilerleyemiyorsun. Türkiye’de toplu taşıma uygulamaları güncel gibi dursa da, otobüsler sık sık iptal oluyor veya rotadan sapıyor. Geçen ay, Yenikapı’dan Bakırköy’e gitmem iki vasıta değişikliğiyle 1 saat 10 dakikayı buldu, oysa taksiyle 18 dakika sürüyor. Ama taksi desen, zam üstüne zam… Açık konuşmak gerekirse, ekonomik durum ve trafik birleşince, “zaman yönetimi” çoğunlukla şansa kalıyor.
Küçük şehirlerde ise işler daha farklı. Eskişehir’de yaşarken, tramvay 5 dakikada bir gelirdi; saat kaçta binersen bin, en fazla 15 dakikada şehir merkezindesin. Ankara’da ise metro güzel ama otobüslerin geliş sıklığı hâlâ facia. Durağa yürümek, otobüs beklemek, şoförün keyfine göre rotasını değiştirmesi derken, burada da plan yapmak zor.
Türkiye’de zaman yönetimiyle ilgili temel sorun, sistemin tahmin edilemezliği. Avrupa’da yaşayan arkadaşlar, 9’da bir randevusu varsa 8:55’te evden çıkıyor, burada ise 7:40’ta çıkıp gene de geç kalabilirsin. Ben artık toplantılarımı da, arkadaş buluşmalarımı da “trafiğe kaldım, yoldayım” mesajıyla başlatıyorum.
Bir nasihat: Hangi şehirde olursan ol, kendi güzergahını deneyerek test et. Kaçta hangi vasıta daha iyi, nerede en az beklenir, alternatif yol var mı… Bir hafta boyunca aynı rotayı farklı saatlerde denedim, en az zaman kaybı hangi aralıkta ortaya çıkıyor, onu bulmaya çalıştım. Kısacası, bu ülkede zaman yönetimi için plan değil, B planı şart.
Eğer toplu taşımada zaman kaybını minimize etmek istiyorsan:
- Mutlaka birden fazla yol seçeneği araştır.
- Akıllı telefon uygulamalarını kullan ama %100 güvenme.
- Taksiye mecbur kalırsan, trafiğin en yoğun saatlerini ezberle.
2022’de Berlin’de yaşadım, U-Bahn’ın tabelasında 08:17 yazıyorsa, tren 08:17’de orada. Türkiye’de ise “10 dakikaya gelir” diyen otobüs şoförüne güvenip yanılıyorsun. O yüzden burada yaşayan herkesin kafasında şöyle bir algoritma var: Gideceğin yere “en az” yarım saat ekle, ona da “ya trafik olursa” payı bırak. Özellikle sabah 7-9 arası veya akşam 5’ten sonra şehiriçi hareket edenin gerçekten planı sekteye uğruyor.
Bir diğer sıkıntı aktarma işkencesi. Metrodan çıktın diyelim, otobüse yetişmek için koşuyorsun ama Beşiktaş Meydanı’nda o kalabalıkta iki adım bile ilerleyemiyorsun. Türkiye’de toplu taşıma uygulamaları güncel gibi dursa da, otobüsler sık sık iptal oluyor veya rotadan sapıyor. Geçen ay, Yenikapı’dan Bakırköy’e gitmem iki vasıta değişikliğiyle 1 saat 10 dakikayı buldu, oysa taksiyle 18 dakika sürüyor. Ama taksi desen, zam üstüne zam… Açık konuşmak gerekirse, ekonomik durum ve trafik birleşince, “zaman yönetimi” çoğunlukla şansa kalıyor.
Küçük şehirlerde ise işler daha farklı. Eskişehir’de yaşarken, tramvay 5 dakikada bir gelirdi; saat kaçta binersen bin, en fazla 15 dakikada şehir merkezindesin. Ankara’da ise metro güzel ama otobüslerin geliş sıklığı hâlâ facia. Durağa yürümek, otobüs beklemek, şoförün keyfine göre rotasını değiştirmesi derken, burada da plan yapmak zor.
Türkiye’de zaman yönetimiyle ilgili temel sorun, sistemin tahmin edilemezliği. Avrupa’da yaşayan arkadaşlar, 9’da bir randevusu varsa 8:55’te evden çıkıyor, burada ise 7:40’ta çıkıp gene de geç kalabilirsin. Ben artık toplantılarımı da, arkadaş buluşmalarımı da “trafiğe kaldım, yoldayım” mesajıyla başlatıyorum.
Bir nasihat: Hangi şehirde olursan ol, kendi güzergahını deneyerek test et. Kaçta hangi vasıta daha iyi, nerede en az beklenir, alternatif yol var mı… Bir hafta boyunca aynı rotayı farklı saatlerde denedim, en az zaman kaybı hangi aralıkta ortaya çıkıyor, onu bulmaya çalıştım. Kısacası, bu ülkede zaman yönetimi için plan değil, B planı şart.
Eğer toplu taşımada zaman kaybını minimize etmek istiyorsan:
- Mutlaka birden fazla yol seçeneği araştır.
- Akıllı telefon uygulamalarını kullan ama %100 güvenme.
- Taksiye mecbur kalırsan, trafiğin en yoğun saatlerini ezberle.
00