Spor salonuna gidenlerin yüzde doksanı ilk üç ayda kayboluyor, çünkü kafalarında net bir rota yok. 2022’de Kadıköy’deki bir salona yazıldığımda kafamda “bu sene yaza kadar göbek eriyecek, omuzlar dikilecek” diye bir hayal vardı; ama iş öyle olmuyor. Her gün ne yapacağını bilmeden gidince, insan üç makine değiştirip eve dönüyor. Bir ay sonra aynadaki değişim sıfır olunca da motivasyon bitiyor.
Plan dediğin şey aslında saat gibi işleyen sistem. Mesela, pazartesi göğüs-biceps, salı sırt-triceps, çarşamba dinlen, perşembe omuz, cuma bacak, hafta sonu kardiyo veya esneklik... Hangi gün, hangi hareket, kaç set, kaç tekrar? Bunları baştan yazınca, salonda telefona dalmak yerine otomatik pilota bağlıyorsun. 2023’te bir diyetisyenle oturdum, haftalık programı Excel’e döktük; her günkü ağırlık, tekrar sayısı, dinlenme arası belli. İki aylık süre sonunda göbekte 5 cm incelme, kollar 1,5 cm artı. Sadece ağırlıkları değil, beslenmeyi de planladık: hangi öğünde ne yiyeceğim belli, öğle arası ofiste lahmacun kaçamağı yok.
Sabah kalkınca “bugün hangi kası çalıştıracağım” stresi sıfır. Dışarıdan bakınca küçük detay gibi geliyor ama, plan yoksa insan salona gidemiyor bile. Hele iş güç yoğunken, her şeyi akışa bırakınca antrenmanlar ilk iptal edilen şey oluyor. O yüzden, haftalık programı duvara asmak, salona gidince telefondan açıp bakmak hayati.
Planlı ilerlemenin bir diğer artısı, gelişimi takip edebilmek. 2024 baharında squat ağırlığım 60 kilodan 80 kiloya çıkınca, motivasyon resmen roketliyor. Çünkü ne kadar yol katettiğini net görüyorsun. “Neden ilerleyemiyorum?” sorusu yerine “geçen ay buydu, şimdi burası” diyebiliyorsun. Ağırlık, tekrar, ölçü, fotoğraf; hepsini yazarak gitmek lazım.
Bir de şu var: Plan, insana kaçamak hakkı da veriyor. Bazen denk geliyor, doğum günü, iş yemeği... O gün kaçırırsan, programda telafi günün belli. Plansız olunca her kaçamak komple raydan çıkartıyor insanı.
İşin özü, hedefi kağıda dökmek, yol haritası çizmek ve gelişimi kaydetmek şart. “Canım isterse yaparım” kafasıyla girilen hiçbir şeyde istikrar olmuyor. Spor salonuna para akıtmadan önce eve oturup bir program çizmek, bazen supplement’ten, yeni ayakkabıdan daha faydalı. Plan yapmadan hedefe varmak, İstanbul’da navigasyonsuz araba kullanmak gibi; yolun yarısında ya kayboluyorsun ya yorulup bırakıyorsun.
Plan dediğin şey aslında saat gibi işleyen sistem. Mesela, pazartesi göğüs-biceps, salı sırt-triceps, çarşamba dinlen, perşembe omuz, cuma bacak, hafta sonu kardiyo veya esneklik... Hangi gün, hangi hareket, kaç set, kaç tekrar? Bunları baştan yazınca, salonda telefona dalmak yerine otomatik pilota bağlıyorsun. 2023’te bir diyetisyenle oturdum, haftalık programı Excel’e döktük; her günkü ağırlık, tekrar sayısı, dinlenme arası belli. İki aylık süre sonunda göbekte 5 cm incelme, kollar 1,5 cm artı. Sadece ağırlıkları değil, beslenmeyi de planladık: hangi öğünde ne yiyeceğim belli, öğle arası ofiste lahmacun kaçamağı yok.
Sabah kalkınca “bugün hangi kası çalıştıracağım” stresi sıfır. Dışarıdan bakınca küçük detay gibi geliyor ama, plan yoksa insan salona gidemiyor bile. Hele iş güç yoğunken, her şeyi akışa bırakınca antrenmanlar ilk iptal edilen şey oluyor. O yüzden, haftalık programı duvara asmak, salona gidince telefondan açıp bakmak hayati.
Planlı ilerlemenin bir diğer artısı, gelişimi takip edebilmek. 2024 baharında squat ağırlığım 60 kilodan 80 kiloya çıkınca, motivasyon resmen roketliyor. Çünkü ne kadar yol katettiğini net görüyorsun. “Neden ilerleyemiyorum?” sorusu yerine “geçen ay buydu, şimdi burası” diyebiliyorsun. Ağırlık, tekrar, ölçü, fotoğraf; hepsini yazarak gitmek lazım.
Bir de şu var: Plan, insana kaçamak hakkı da veriyor. Bazen denk geliyor, doğum günü, iş yemeği... O gün kaçırırsan, programda telafi günün belli. Plansız olunca her kaçamak komple raydan çıkartıyor insanı.
İşin özü, hedefi kağıda dökmek, yol haritası çizmek ve gelişimi kaydetmek şart. “Canım isterse yaparım” kafasıyla girilen hiçbir şeyde istikrar olmuyor. Spor salonuna para akıtmadan önce eve oturup bir program çizmek, bazen supplement’ten, yeni ayakkabıdan daha faydalı. Plan yapmadan hedefe varmak, İstanbul’da navigasyonsuz araba kullanmak gibi; yolun yarısında ya kayboluyorsun ya yorulup bırakıyorsun.
00