Kulağımın dibinde hiç susmayan bir matkap sesi, üstüne sabaha karşı geçen o lanet motorlar... 2023’te İstanbul’da yaşıyordum, Bağdat Caddesi’nde. Sabah 6’da gözümü açtığımda bile sokakta bir uğultu, egzoz, korna. Kulak tıkacıyla uyumaya başladım. Üç hafta sonra burnumda kanama, sinirlerim tepemde. Bir insana bunu çektirmek işkenceye girer.
Sadece kişisel rahatsızlık değil, net bilimsel veri var: Dünya Sağlık Örgütü, gürültüyü çevresel stres kaynağı olarak sıraladı. 60 dB üstündeki sürekli seslerde vücut kortizol üretiyor, kalp ritmi bozuluyor, uyku kesiliyor. 2021’de Avrupa’da yapılan bir araştırmada, şehirde yaşayanların yüzde 25’i uyku bozukluğundan şikayet etmiş. Sırf sabah işe geç kalmamak için gece 2’de yatıp 5’te uyanan adamdan verim beklenir mi? Beynin sigortası patlıyor.
Bir dönem Berlin’de bulundum. Orada bile Alexanderplatz tarafında tramvayların sesiyle kafayı yedim. Şehir dediğin yerin ortasında 24 saat kesintisiz bir uğultu hâkim olunca, insanın ruhu yoruluyor. Doğayla bağlantın kopuyor. Yalnızca işitme değil bu; beyin sürekli bir tehlike algısında kalıyor. Konsantrasyon sıfır, sabır zaten yok.
Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde bu iş iyice zıvanadan çıktı. İstanbul’da Maltepe Sahili’nde bisiklete binerken bile arka planda sirenler, bağıra bağıra telefonla konuşanlar, “düt düt” lastikçilere maruz kalıyorsun. İnsan bazen “şehrin ortasında yaşamak” yerine “gürültünün içinde hayatta kalmaya çalışıyorum” diyor. Kocaeli’nde organize sanayi bölgesinin yakınında oturan kuzenim, gece vardiyası sonrası gündüz uyuyamıyor diye antidepresana başladı.
Bu işin şakası yok. Şehir gürültüsü kronik yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı ve hatta yüksek tansiyon yapıyor. 2025’te Paris’te yapılan bir anketi okudum, insanlar şehir merkezinden uzak semtlere taşınmak için ilk gerekçe olarak “gürültüyü” göstermiş. Ev fiyatlarına bakınca bile sessiz mahallelerde yüzde 20-25 prim var. Herkes huzurun peşinde.
Ne kadar alışsak da, “ya işte şehir hayatı böyle” deyip geçmek bana göre saflık. Gürültünün insanı yavaş yavaş kemirdiğini, önce ruhunu sonra bedenini çürüttüğünü bizzat yaşadım. Geceleri kulak tıkacıyla uyuyorsak, penceremizi açamıyorsak, insan olduğumuzu unutuyoruz. Şehirde yaşanır ama bu gürültüyle yaşanmaz. Sessizlik, lüks değil ihtiyaç. 12 Mart 2026’da hâlâ bunu konuşuyorsak, işte orada bir sıkıntı var.
Sadece kişisel rahatsızlık değil, net bilimsel veri var: Dünya Sağlık Örgütü, gürültüyü çevresel stres kaynağı olarak sıraladı. 60 dB üstündeki sürekli seslerde vücut kortizol üretiyor, kalp ritmi bozuluyor, uyku kesiliyor. 2021’de Avrupa’da yapılan bir araştırmada, şehirde yaşayanların yüzde 25’i uyku bozukluğundan şikayet etmiş. Sırf sabah işe geç kalmamak için gece 2’de yatıp 5’te uyanan adamdan verim beklenir mi? Beynin sigortası patlıyor.
Bir dönem Berlin’de bulundum. Orada bile Alexanderplatz tarafında tramvayların sesiyle kafayı yedim. Şehir dediğin yerin ortasında 24 saat kesintisiz bir uğultu hâkim olunca, insanın ruhu yoruluyor. Doğayla bağlantın kopuyor. Yalnızca işitme değil bu; beyin sürekli bir tehlike algısında kalıyor. Konsantrasyon sıfır, sabır zaten yok.
Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde bu iş iyice zıvanadan çıktı. İstanbul’da Maltepe Sahili’nde bisiklete binerken bile arka planda sirenler, bağıra bağıra telefonla konuşanlar, “düt düt” lastikçilere maruz kalıyorsun. İnsan bazen “şehrin ortasında yaşamak” yerine “gürültünün içinde hayatta kalmaya çalışıyorum” diyor. Kocaeli’nde organize sanayi bölgesinin yakınında oturan kuzenim, gece vardiyası sonrası gündüz uyuyamıyor diye antidepresana başladı.
Bu işin şakası yok. Şehir gürültüsü kronik yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrısı ve hatta yüksek tansiyon yapıyor. 2025’te Paris’te yapılan bir anketi okudum, insanlar şehir merkezinden uzak semtlere taşınmak için ilk gerekçe olarak “gürültüyü” göstermiş. Ev fiyatlarına bakınca bile sessiz mahallelerde yüzde 20-25 prim var. Herkes huzurun peşinde.
Ne kadar alışsak da, “ya işte şehir hayatı böyle” deyip geçmek bana göre saflık. Gürültünün insanı yavaş yavaş kemirdiğini, önce ruhunu sonra bedenini çürüttüğünü bizzat yaşadım. Geceleri kulak tıkacıyla uyuyorsak, penceremizi açamıyorsak, insan olduğumuzu unutuyoruz. Şehirde yaşanır ama bu gürültüyle yaşanmaz. Sessizlik, lüks değil ihtiyaç. 12 Mart 2026’da hâlâ bunu konuşuyorsak, işte orada bir sıkıntı var.
00