Birlikte geçirilen yıllar arttıkça, yan yana vakit geçirmek bazen yan yana oturup telefonlara gömülmek anlamına dönüyor. 2017’den beri beraber yaşadığım şu anki sevgilimle bunu net şekilde gördüm. Bir süre sonra ev arkadaşına dönüşme riski var, şaka değil. Sabahları “günaydın” yerine “ekmek kaldı mı” diye sorulmaya başlanıyor mesela.
Bunu kırmanın yolu sürpriz yapmak ya da pahalı etkinlikler değil, gerçekten birlikte yeni bir şey yaşamak. Mesela geçen sene Kadıköy’de sırf eğlencesine Latin dansı kursuna yazıldık. İkimiz de odun gibiydik ama o üç saatlik deneyim, eve dönerken gülmekten karnımıza ağrılar girmesine sebep oldu. Haftada bir rutini kırmak için illa kurs da gerekmiyor; geçen ay, Cuma akşamı iş çıkışı, plansız şekilde Beşiktaş’ta balık ekmek yedik. Eve dönünce salondaki halının üstünde battaniyeyle film gecesi yaptık. İki gün Netflix’ten baktığımız ama bir türlü izlemeye başlamadığımız o belgeseli açtık.
Bir de birlikte hayal kurmak, plan yapmak önemli. Her sene mayıs ayında, eski bir defter çıkarıp “Bu yaz ne yapalım?” diye kafa yoruyoruz. Koca kış ne ara geçti anlamadan, önümüzdeki tatili, birlikte alınacak küçük bir mobilyayı ya da evde denenecek bir tarifi listelemek bile ikimize iyi geliyor. Hatta geçen sene, sırf farklı olsun diye, yazlıkta bir gece dışarıda çadır kurduk. Sabahın köründe horoz sesiyle uyanıp birbirimize bakıp gülmeye başladık.
Tartışmaların bile rutine dönmemesi lazım. Aynı cümlelerle trip atmak, “Sen zaten hep böylesin” replikleri… Kısır döngüye girince ilişkinin içi boşalmaya başlıyor. Geçen ay saçma sapan bir konuda kavga ettik, sonra birbirimize “Tamam, bu sefer farklı bir şekilde çözelim” dedik. Kartlara yazıp çekerek konuşma oyunu oynadık. Çok klişe gelebilir ama işe yaradı.
Monotonluk karşısında mucize formül yok. Ne kadar yakın olsan da, birlikte geçirilen zamanı “otomatik pilota” bağlamayınca, arada hâlâ o ilk zamanların heyecanı yakalanıyor. Her anı özel kılmak gereksiz bir baskı, ama arada gerçekten “yenilik” için çaba göstermek şart. Yoksa takvimde yıllar ilerler, içten içe mesafe büyür.
Bunu kırmanın yolu sürpriz yapmak ya da pahalı etkinlikler değil, gerçekten birlikte yeni bir şey yaşamak. Mesela geçen sene Kadıköy’de sırf eğlencesine Latin dansı kursuna yazıldık. İkimiz de odun gibiydik ama o üç saatlik deneyim, eve dönerken gülmekten karnımıza ağrılar girmesine sebep oldu. Haftada bir rutini kırmak için illa kurs da gerekmiyor; geçen ay, Cuma akşamı iş çıkışı, plansız şekilde Beşiktaş’ta balık ekmek yedik. Eve dönünce salondaki halının üstünde battaniyeyle film gecesi yaptık. İki gün Netflix’ten baktığımız ama bir türlü izlemeye başlamadığımız o belgeseli açtık.
Bir de birlikte hayal kurmak, plan yapmak önemli. Her sene mayıs ayında, eski bir defter çıkarıp “Bu yaz ne yapalım?” diye kafa yoruyoruz. Koca kış ne ara geçti anlamadan, önümüzdeki tatili, birlikte alınacak küçük bir mobilyayı ya da evde denenecek bir tarifi listelemek bile ikimize iyi geliyor. Hatta geçen sene, sırf farklı olsun diye, yazlıkta bir gece dışarıda çadır kurduk. Sabahın köründe horoz sesiyle uyanıp birbirimize bakıp gülmeye başladık.
Tartışmaların bile rutine dönmemesi lazım. Aynı cümlelerle trip atmak, “Sen zaten hep böylesin” replikleri… Kısır döngüye girince ilişkinin içi boşalmaya başlıyor. Geçen ay saçma sapan bir konuda kavga ettik, sonra birbirimize “Tamam, bu sefer farklı bir şekilde çözelim” dedik. Kartlara yazıp çekerek konuşma oyunu oynadık. Çok klişe gelebilir ama işe yaradı.
Monotonluk karşısında mucize formül yok. Ne kadar yakın olsan da, birlikte geçirilen zamanı “otomatik pilota” bağlamayınca, arada hâlâ o ilk zamanların heyecanı yakalanıyor. Her anı özel kılmak gereksiz bir baskı, ama arada gerçekten “yenilik” için çaba göstermek şart. Yoksa takvimde yıllar ilerler, içten içe mesafe büyür.
00