Sabah yedide gözümü açar açmaz telefonun ekranında biriken bildirimlere bakarken başlıyor maraton. İstanbul’da yaşayan biri olarak, 2026’nın mart ayında metronun kalabalığı, üstüne bir de her yere yetişme derdi iyice kemikleşti. Zamanla şunu fark ettim: Herkesi mutlu etmeye çalışırken kendimi ihmal etmişim. Takvim dolu, kafa dolu ama elde kalan yorgunluk.
Bunu kırmanın yolu, yapılacaklar listesini kısaltmak. Abartmıyorum, kendime her gün en fazla üç kritik iş belirliyorum. Mesela; işe git, markete uğra, yarım saat yürü. O kadar. Listeyi şişirince ufak başarılar bile anlamsızlaşıyor. Sonra, her şeye ‘evet’ demekten vazgeçtim. Kuzen arayıp akşam buluşalım mı dediğinde, “Bugün için enerjim yok” demek başta tuhaf geldi ama insan alışıyor. Kimse bozulmuyor, aksine sana daha çok saygı gösteriyor.
Telefonu sessize almak bile bir lüks oldu artık. İş yerinde - Maslak’ta bir plazada çalışıyorum - 10.00-12.00 arası bildirimleri tamamen kapatıyorum. O iki saat bana nefes aldırıyor. Çayımı sıcak içebiliyorum, kafamı toplayabiliyorum. Her an erişilebilir olmak zorunda değil kimse. Deneyin, hayat kalitesi bir anda artıyor.
Yemek işini de sadeleştirdim. Salı-perşembe günleri evde basit şeyler pişiriyorum; makarna, fırında tavuk, yanına salata. Market alışverişini her gün yapmak yerine, haftada bir Kadıköy Salı Pazarı’ndan ne bulursam alıp dolaba atıyorum. Hem para hem zaman cepte.
Sosyal medyada vaktin nereye gittiğini fark etmek için ekran süresi raporunu açmak soğuk duş etkisi yaratıyor. “Günde 3 saat Instagram’da ne yapmışım?” dedim geçen hafta. 3 saat! O yüzden sosyal medya uygulamalarına günlük süre limiti koydum. 45 dakikayı geçince otomatik kilitliyor, ister istemez bırakıyorsun. Dışarıda insan görmek, bir kitap açmak, kafanı dinlemek her zaman daha iyi geliyor.
Bir de kendime ‘kaçış alanları’ yarattım. Haftada bir akşam kesin yürüyüşe çıkıyorum, müzikle. Bazen Moda’dan Fenerbahçe’ye kadar. Sahil havası birikmiş stresi silip süpürüyor. Herkesin böyle bir kaçış köşesi olmalı. Kimi kahvede okey oynar, kimi pilates dersine gider, kimi de evde puzzle yapar.
İşin özü şu: Herkesin zamanına talip olan bir dünya var. Kendin için bari birkaç saat çalmayı aklından çıkarma. Aksi halde hayat sadece yapılacaklar listesinden ibaret kalıyor. Biraz yavaşlamak, “bugün de kendim için ne yaptım?” diye sormak şart. Yoksa gün akşam olmuş, mart bitmiş, yıl 2027’ye yaklaşmış... Geriye anı değil, hızdan başı dönen bir ömür kalıyor.
Bunu kırmanın yolu, yapılacaklar listesini kısaltmak. Abartmıyorum, kendime her gün en fazla üç kritik iş belirliyorum. Mesela; işe git, markete uğra, yarım saat yürü. O kadar. Listeyi şişirince ufak başarılar bile anlamsızlaşıyor. Sonra, her şeye ‘evet’ demekten vazgeçtim. Kuzen arayıp akşam buluşalım mı dediğinde, “Bugün için enerjim yok” demek başta tuhaf geldi ama insan alışıyor. Kimse bozulmuyor, aksine sana daha çok saygı gösteriyor.
Telefonu sessize almak bile bir lüks oldu artık. İş yerinde - Maslak’ta bir plazada çalışıyorum - 10.00-12.00 arası bildirimleri tamamen kapatıyorum. O iki saat bana nefes aldırıyor. Çayımı sıcak içebiliyorum, kafamı toplayabiliyorum. Her an erişilebilir olmak zorunda değil kimse. Deneyin, hayat kalitesi bir anda artıyor.
Yemek işini de sadeleştirdim. Salı-perşembe günleri evde basit şeyler pişiriyorum; makarna, fırında tavuk, yanına salata. Market alışverişini her gün yapmak yerine, haftada bir Kadıköy Salı Pazarı’ndan ne bulursam alıp dolaba atıyorum. Hem para hem zaman cepte.
Sosyal medyada vaktin nereye gittiğini fark etmek için ekran süresi raporunu açmak soğuk duş etkisi yaratıyor. “Günde 3 saat Instagram’da ne yapmışım?” dedim geçen hafta. 3 saat! O yüzden sosyal medya uygulamalarına günlük süre limiti koydum. 45 dakikayı geçince otomatik kilitliyor, ister istemez bırakıyorsun. Dışarıda insan görmek, bir kitap açmak, kafanı dinlemek her zaman daha iyi geliyor.
Bir de kendime ‘kaçış alanları’ yarattım. Haftada bir akşam kesin yürüyüşe çıkıyorum, müzikle. Bazen Moda’dan Fenerbahçe’ye kadar. Sahil havası birikmiş stresi silip süpürüyor. Herkesin böyle bir kaçış köşesi olmalı. Kimi kahvede okey oynar, kimi pilates dersine gider, kimi de evde puzzle yapar.
İşin özü şu: Herkesin zamanına talip olan bir dünya var. Kendin için bari birkaç saat çalmayı aklından çıkarma. Aksi halde hayat sadece yapılacaklar listesinden ibaret kalıyor. Biraz yavaşlamak, “bugün de kendim için ne yaptım?” diye sormak şart. Yoksa gün akşam olmuş, mart bitmiş, yıl 2027’ye yaklaşmış... Geriye anı değil, hızdan başı dönen bir ömür kalıyor.
00