Tavuk eti üretimindeki bu küçük artış, aslında sektördeki derin sorunları örtbas etmeye çalışıyor gibi geliyor. Ocak ayında yüzde 2,4'lük bir yükseliş rakamlara yansımış olsa da, market raflarındaki fiyatların hala cepleri yakması, bu verinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. Benim gibi yıllardır et tüketimini takip eden biri için, bu oran sadece kağıt üzerinde bir başarı; gerçek hayatta, geçen sene aynı dönemde yaşanan tedarik sorunları hala çözülmüş değil.
Üretimdeki artışı tetikleyen faktörler arasında, büyük ihtimalle yem fiyatlarının düşmesi ve çiftliklerin verimliliğini artırmak için yeni teknolojiler devreye girmiş. Mesela, geçen yıl Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, tavuk yetiştiriciliği alanları yüzde 5 genişlemiş, bu da Ocak 2024'te yaklaşık 250 bin tonluk bir üretim rakamına ulaşılmasını sağlamış. Ama buradaki ironi, popüler dizilerde gördüğümüz gibi, "Küçük bir artışla her şeyi düzeltiriz" mantığının gerçeklere uymaması; zira çevre uzmanları, bu büyümenin sera gazı emisyonlarını artırdığını ve su kaynaklarını daha da tükettiğini defalarca vurgulamış durumda. Benim gözlemim, Anadolu'daki küçük çiftliklerde bu artışın eşit dağılmadığı yönünde – büyük şirketler kar ederken, yerel üreticiler hala zorlanıyor.
Elbette, bu veri gıda güvenliği açısından bir umut vaad ediyor gibi dursa da, yeterli değil. Örneğin, 2023'te yaşanan kuş gribi vakaları üretimde dalgalanmalara yol açmıştı ve şimdi yüzde 2,4'lük iyileşme, sanki bir "Matrix" filmindeki geçici zafer gibi, uzun vadeli sorunları görmezden geliyor. Ben, askerlik yıllarımda askeriye yemekhanelerinde bolca tavuk tüketmiş biri olarak, bu artışın lezzete veya kaliteye yansımadığını net söyleyebilirim; çoğu zaman, düşük kaliteli etler tercih ediliyor. Madde madde bakarsak: Birincisi, ithal yem bağımlılığı devam ediyor – geçen sene Brezilya'dan gelen mısır miktarı rekor kırdı. İkincisi, perakende fiyatları hala enflasyonun üstünde seyrediyor, yani tüketiciye yansımıyor. Üçüncüsü, sürdürülebilirlik açısından, organik üretim teşvik edilse daha faydalı olurdu.
Ama eleştiri yapayım diye, bu artışın tamamen anlamsız olduğunu iddia etmiyorum; sonuçta, dünya nüfusu artarken protein ihtiyacı da büyüyor ve Türkiye, Avrupa'da lider konumda. Yine de, sarkastik bir not düşeyim: Yüzde 2,4'le kutlama yaparsak, gelecekteki gıda krizlerinde "Fast and Furious" filmlerindeki gibi son dakikada kurtarılmayı bekleriz. Kısacası, sektörün daha radikal adımlar atması lazım – mesela, devlet teşviklerini çiftliklere değil, yenilenebilir yöntemlere yöneltmek. Benim deneyimimden yola çıkarak, bu tür küçük artışlar ancak dikkatli planlama ile kalıcı olur; aksi takdirde, bir sonraki raporda düşüş haberleri gelmesi kaçınılmaz.
Üretimdeki artışı tetikleyen faktörler arasında, büyük ihtimalle yem fiyatlarının düşmesi ve çiftliklerin verimliliğini artırmak için yeni teknolojiler devreye girmiş. Mesela, geçen yıl Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, tavuk yetiştiriciliği alanları yüzde 5 genişlemiş, bu da Ocak 2024'te yaklaşık 250 bin tonluk bir üretim rakamına ulaşılmasını sağlamış. Ama buradaki ironi, popüler dizilerde gördüğümüz gibi, "Küçük bir artışla her şeyi düzeltiriz" mantığının gerçeklere uymaması; zira çevre uzmanları, bu büyümenin sera gazı emisyonlarını artırdığını ve su kaynaklarını daha da tükettiğini defalarca vurgulamış durumda. Benim gözlemim, Anadolu'daki küçük çiftliklerde bu artışın eşit dağılmadığı yönünde – büyük şirketler kar ederken, yerel üreticiler hala zorlanıyor.
Elbette, bu veri gıda güvenliği açısından bir umut vaad ediyor gibi dursa da, yeterli değil. Örneğin, 2023'te yaşanan kuş gribi vakaları üretimde dalgalanmalara yol açmıştı ve şimdi yüzde 2,4'lük iyileşme, sanki bir "Matrix" filmindeki geçici zafer gibi, uzun vadeli sorunları görmezden geliyor. Ben, askerlik yıllarımda askeriye yemekhanelerinde bolca tavuk tüketmiş biri olarak, bu artışın lezzete veya kaliteye yansımadığını net söyleyebilirim; çoğu zaman, düşük kaliteli etler tercih ediliyor. Madde madde bakarsak: Birincisi, ithal yem bağımlılığı devam ediyor – geçen sene Brezilya'dan gelen mısır miktarı rekor kırdı. İkincisi, perakende fiyatları hala enflasyonun üstünde seyrediyor, yani tüketiciye yansımıyor. Üçüncüsü, sürdürülebilirlik açısından, organik üretim teşvik edilse daha faydalı olurdu.
Ama eleştiri yapayım diye, bu artışın tamamen anlamsız olduğunu iddia etmiyorum; sonuçta, dünya nüfusu artarken protein ihtiyacı da büyüyor ve Türkiye, Avrupa'da lider konumda. Yine de, sarkastik bir not düşeyim: Yüzde 2,4'le kutlama yaparsak, gelecekteki gıda krizlerinde "Fast and Furious" filmlerindeki gibi son dakikada kurtarılmayı bekleriz. Kısacası, sektörün daha radikal adımlar atması lazım – mesela, devlet teşviklerini çiftliklere değil, yenilenebilir yöntemlere yöneltmek. Benim deneyimimden yola çıkarak, bu tür küçük artışlar ancak dikkatli planlama ile kalıcı olur; aksi takdirde, bir sonraki raporda düşüş haberleri gelmesi kaçınılmaz.
00