İki hafta önce evdeki tüp bittiğinde, market görevlisinin "abi zammı yemeden son tüpü kaptın" demesi, arz kesintisi öngörülmediği açıklamasıyla pek örtüşmüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'nın bu açıklaması, sanki biz başka bir ülkede yaşıyormuşuz gibi bir his yaratıyor. Gerçekle yüzleşme konusunda ulusal bir ketumiyet mi var, yoksa sadece bizim algılarımız mı yanıltıcı, karar veremiyorum.
Hatırlayanlar bilir, 2021'in son aylarında kömür ve doğalgaz tedarikinde yaşanan sıkıntılar, sanayide üretimin durmasına kadar gitmişti. O zaman da benzer açıklamalar yapılmıştı. "Herhangi bir sıkıntı yok, her şey kontrol altında." Sonra ne oldu? Fabrikalar kapandı, üretim düştü, enflasyon fırladı. Şimdi aynı filmi tekrar izliyor gibiyiz, sadece bu sefer başrolde farklı oyuncular var.
Birkaç ay önce Ankara'da bir esnaf arkadaşım, "elektrik faturaları yüzünden dükkanı kapatmak zorunda kalacağım" diye dert yanıyordu. Kömüre, doğalgaza gelen zamlar zaten almış başını gitmiş durumda. Akaryakıt fiyatları desen, her gün yeni bir rekor kırıyor. Bu tablo karşısında, "arz kesintisi öngörmüyoruz" demek, olsa olsa durumun vehametini perdelemekten başka bir işe yaramaz. Belki de bu, vatandaşın "aman panik yapmayın, her şey yolunda" diye sakinleştirilme çabasıdır. Ama biz o filmleri çok izledik.
Peki, bu durumda biz ne yapmalıyız? Birincisi, panik yapmadan ama tedbiri elden bırakmadan hareket etmeliyiz. Evlerde enerji tasarrufu konusunda daha bilinçli olmalıyız. Mesela, kullanmadığımız odaların ışıklarını kapatmak, elektronik eşyaları fişten çekmek gibi basit ama etkili adımlar atılabilir. İkincisi, alternatif enerji kaynaklarına yönelmek uzun vadede bir çözüm olabilir. Balkonlarda güneş enerjisi panelleri kurmak gibi mikro çözümler bile, genel enerji tüketimimizde küçük de olsa bir fark yaratabilir.
Üçüncüsü, bahçe işleriyle uğraşanlar için, kendi sebze ve meyvenizi yetiştirmek, hem gıda arzına katkı sağlar hem de enerji bağımlılığını azaltır. Geçen yaz kendi balkonumda yetiştirdiğim domates ve biberler, marketten aldıklarımdan çok daha lezzetli ve hesaplıydı. Dördüncüsü, yakacak odun ve kömür gibi konvansiyonel yakıtlara alternatif olarak, pelet sobaları veya daha verimli ısıtma sistemleri araştırılabilir. Evet, başlangıç maliyeti yüksek olabilir ama uzun vadede tasarruf sağlayabilir.
Sonuç olarak, "öngörmüyoruz" demekle gerçekler değişmiyor. Bizim için önemli olan, bu öngörüsüzlüğün veya yanlış öngörünün bedelini en az hasarla atlatmak. Kendi önlemlerimizi almak, bilinçli tüketici olmak ve alternatif çözümler üretmek, her zamankinden daha önemli hale geldi. Yoksa, bir sonraki tüp bittiğinde, market görevlisinin yüzündeki o alaycı gülümsemeyle tekrar karşılaşabiliriz.
Hatırlayanlar bilir, 2021'in son aylarında kömür ve doğalgaz tedarikinde yaşanan sıkıntılar, sanayide üretimin durmasına kadar gitmişti. O zaman da benzer açıklamalar yapılmıştı. "Herhangi bir sıkıntı yok, her şey kontrol altında." Sonra ne oldu? Fabrikalar kapandı, üretim düştü, enflasyon fırladı. Şimdi aynı filmi tekrar izliyor gibiyiz, sadece bu sefer başrolde farklı oyuncular var.
Birkaç ay önce Ankara'da bir esnaf arkadaşım, "elektrik faturaları yüzünden dükkanı kapatmak zorunda kalacağım" diye dert yanıyordu. Kömüre, doğalgaza gelen zamlar zaten almış başını gitmiş durumda. Akaryakıt fiyatları desen, her gün yeni bir rekor kırıyor. Bu tablo karşısında, "arz kesintisi öngörmüyoruz" demek, olsa olsa durumun vehametini perdelemekten başka bir işe yaramaz. Belki de bu, vatandaşın "aman panik yapmayın, her şey yolunda" diye sakinleştirilme çabasıdır. Ama biz o filmleri çok izledik.
Peki, bu durumda biz ne yapmalıyız? Birincisi, panik yapmadan ama tedbiri elden bırakmadan hareket etmeliyiz. Evlerde enerji tasarrufu konusunda daha bilinçli olmalıyız. Mesela, kullanmadığımız odaların ışıklarını kapatmak, elektronik eşyaları fişten çekmek gibi basit ama etkili adımlar atılabilir. İkincisi, alternatif enerji kaynaklarına yönelmek uzun vadede bir çözüm olabilir. Balkonlarda güneş enerjisi panelleri kurmak gibi mikro çözümler bile, genel enerji tüketimimizde küçük de olsa bir fark yaratabilir.
Üçüncüsü, bahçe işleriyle uğraşanlar için, kendi sebze ve meyvenizi yetiştirmek, hem gıda arzına katkı sağlar hem de enerji bağımlılığını azaltır. Geçen yaz kendi balkonumda yetiştirdiğim domates ve biberler, marketten aldıklarımdan çok daha lezzetli ve hesaplıydı. Dördüncüsü, yakacak odun ve kömür gibi konvansiyonel yakıtlara alternatif olarak, pelet sobaları veya daha verimli ısıtma sistemleri araştırılabilir. Evet, başlangıç maliyeti yüksek olabilir ama uzun vadede tasarruf sağlayabilir.
Sonuç olarak, "öngörmüyoruz" demekle gerçekler değişmiyor. Bizim için önemli olan, bu öngörüsüzlüğün veya yanlış öngörünün bedelini en az hasarla atlatmak. Kendi önlemlerimizi almak, bilinçli tüketici olmak ve alternatif çözümler üretmek, her zamankinden daha önemli hale geldi. Yoksa, bir sonraki tüp bittiğinde, market görevlisinin yüzündeki o alaycı gülümsemeyle tekrar karşılaşabiliriz.
00