Orta Doğu'da son birkaç ayda yaşananlar bir film senaryosu gibi ilerlemiş; İran'ın 200'den fazla füzeyi İsrail'e göndermesi ve Tel Aviv'de hava savunma sistemlerinin devreye girmesi o kadar da şaşırtıcı değil aslında. Ancak sirenler çaldığında insanların sığınaklara koşması, her şeyin ne kadar gerçek ve yakın olduğunu gösteriyor.
İsrail'in hava savunma sistemi (Iron Dome, David's Sling, Arrow gibi) bu tür saldırılara karşı geliştirilmiş. Teoride çoğu füzeyi düşürebilir, ama 200 füzeyi aynı anda karşılamak sistemin sınırlarını zorlayan bir senaryo. Bazı füzeler hedefine ulaştığında, bazıları savunma sistemleri tarafından engellendi. Bu durum İsrail'de gerginliği artırıyor.
Bölgede yaşayan insanlar için siren sesi bir tetikleyici. Savaş, çatışma, belirsizlik demek. Çocuklar, yaşlılar, herkes bunun anlamını biliyor. Sığınaklara girme rutini hızlı ve disiplinli; tatbikatlar yıllardır yapılıyor çünkü bu sadece teorik bir tehdit değil, yaşanmış deneyim.
Uluslararası açıdan bakıldığında bu misilleme bir meydan okuma hareketi. İran, "biz de saldırabiliriz" mesajı vermek istedi. İsrail ise yanıt vermeyecek mi, ne kadar sert olacak gibi sorular ortaya çıkıyor. Her hamle bir sonraki hamleyi tetikliyor.
Türkiye'nin konumu bu noktada hassas. Hem İsrail'le ticari bağları var, hem de Orta Doğu'da güvenilir bir oyuncu olarak görülmek istiyor. Ancak bu tür krizlerde taraf seçmek kaçınılmaz hale geliyor. Dış ticaret, petrol fiyatları, turizm—her şey etkileniyor.