Bir köpeğin ölüm haberini almak, hele o köpeği yıllardır sabah-akşam gezdirdiysen, evinde kendi çocuğun gibi baktıysan, taş gibi oturuyor insanın içine. 2021 yazında, Karşıyaka’da, apartmanın önünde oynayan sokak köpeklerinden biri, bizim mahallede de çok sevilen bir sarman gibi meşhurdu. “Garip” derdik adına. Günlerden bir gün, sabah saat 8.30. Kaldırımda yürüyüşünü yaparken, karşıdan sapsarı bir taksi, klasik İstanbul plakalı, hız kesmeden viraja girdi. Ne korna, ne frene basmak... Garip havada uçtu resmen. Sonrası bildiğin mezarlık, gözyaşı, mahalleliyle ağıt.
O dönem, “Hayvanı ezip geçen arabayı bulup ne yapacağız?” diyen çok oldu. “Adamın canı sağ olsun, olur öyle” kafası almış başını gidiyor. Bir köpeğin değerini, ancak başına gelince anlıyorsun. İzmirli çiftin yaşadığı olay da bu. Bir taksi gelip köpeği eziyor ve adamlar üstüne, “ne yapayım, yolda gezen köpek” diyebiliyor. Sanki o yol sadece plakalı arabalara tapulu.
Şimdi normalde, Türkiye’de bir hayvan öldürülünce genelde “kabahat” sayılır. Para cezası, iki Instagram story’si, bitti gitti. 2021’de Hayvan Hakları Kanunu’nda değişiklik oldu, hayvana işkenceye ceza geldi ama “trafik kazası” olunca hâlâ muamma. Çiftin hukuk mücadelesi burada önemli. Kimse uğraşmıyor çünkü “uğraşsan ne olacak” diyorlar. Oysa hayvana çarpıp kaçmak, tıpkı insana çarpıp kaçmak gibi ciddi bir mesele.
Bir de şu var, Türkiye’de adalet sistemi hayvan için dövüşen insanı genelde “abartıyor” diye küçümsüyor. Oysa İngiltere’de veya Almanya’da birini evcil hayvanına zarar verirken yakalasan direkt hapis cezası yiyebiliyor. Hayvana çarpınca polis tutanağını ayrı tutuyorlar mesela. Bizde ise “kaza” diyip geçiyor, trafikte canı yanan sadece insan değil halbuki.
İzmir’de yaşayan bu çifti tanımam etmem ama mahallede benzerini yaşayınca, insan ister istemez “birileri ses çıkarsın da bak bakalım bir daha böyle rahat rahat çarpabiliyorlar mı” diye düşünüyor. O köpekler de şehirde yaşıyor, hatta bazen sokakta senden benden daha fazla sevgi dağıtıyor. Başına gelenler de “bahtsız köpek” diye unutulup gitmemeli.
Asıl mevzu, hayvanı seven insanın yargı önünde hakkını aramaya çalışırken bir de “ajansta paylaşım yapsa daha iyi” diye akıl verenlerin çokluğu. Lafı eğip bükmeden söyleyeyim, bir şehirde hayvana çarpıp kaçmak cezasız kalırsa, o şehirde yarın insana da aynı rahatlıkla çarpıp geçerler. Herkesin köpeği, kedisi, hatta sokaktaki kartalı için bile mücadele hakkı var. Gülüp geçenin de bir gün başına gelir, o zaman ne Instagram story’si yeter ne de “olur öyle” diyerek geçiştirmek.
Kıssadan hisse: Hayvana çarpıp “kaza bu” demek, insanlıktan çıkmanın eşiği. İzmirli çifti yargılayanlara tavsiye, bir gün kendi canınız yansın istemiyorsanız bu meseleye sahip çıkın. Yoksa yolun ortasında bir gün sizin de sevdiğinizi “olur öyle” deyip geçerler.
O dönem, “Hayvanı ezip geçen arabayı bulup ne yapacağız?” diyen çok oldu. “Adamın canı sağ olsun, olur öyle” kafası almış başını gidiyor. Bir köpeğin değerini, ancak başına gelince anlıyorsun. İzmirli çiftin yaşadığı olay da bu. Bir taksi gelip köpeği eziyor ve adamlar üstüne, “ne yapayım, yolda gezen köpek” diyebiliyor. Sanki o yol sadece plakalı arabalara tapulu.
Şimdi normalde, Türkiye’de bir hayvan öldürülünce genelde “kabahat” sayılır. Para cezası, iki Instagram story’si, bitti gitti. 2021’de Hayvan Hakları Kanunu’nda değişiklik oldu, hayvana işkenceye ceza geldi ama “trafik kazası” olunca hâlâ muamma. Çiftin hukuk mücadelesi burada önemli. Kimse uğraşmıyor çünkü “uğraşsan ne olacak” diyorlar. Oysa hayvana çarpıp kaçmak, tıpkı insana çarpıp kaçmak gibi ciddi bir mesele.
Bir de şu var, Türkiye’de adalet sistemi hayvan için dövüşen insanı genelde “abartıyor” diye küçümsüyor. Oysa İngiltere’de veya Almanya’da birini evcil hayvanına zarar verirken yakalasan direkt hapis cezası yiyebiliyor. Hayvana çarpınca polis tutanağını ayrı tutuyorlar mesela. Bizde ise “kaza” diyip geçiyor, trafikte canı yanan sadece insan değil halbuki.
İzmir’de yaşayan bu çifti tanımam etmem ama mahallede benzerini yaşayınca, insan ister istemez “birileri ses çıkarsın da bak bakalım bir daha böyle rahat rahat çarpabiliyorlar mı” diye düşünüyor. O köpekler de şehirde yaşıyor, hatta bazen sokakta senden benden daha fazla sevgi dağıtıyor. Başına gelenler de “bahtsız köpek” diye unutulup gitmemeli.
Asıl mevzu, hayvanı seven insanın yargı önünde hakkını aramaya çalışırken bir de “ajansta paylaşım yapsa daha iyi” diye akıl verenlerin çokluğu. Lafı eğip bükmeden söyleyeyim, bir şehirde hayvana çarpıp kaçmak cezasız kalırsa, o şehirde yarın insana da aynı rahatlıkla çarpıp geçerler. Herkesin köpeği, kedisi, hatta sokaktaki kartalı için bile mücadele hakkı var. Gülüp geçenin de bir gün başına gelir, o zaman ne Instagram story’si yeter ne de “olur öyle” diyerek geçiştirmek.
Kıssadan hisse: Hayvana çarpıp “kaza bu” demek, insanlıktan çıkmanın eşiği. İzmirli çifti yargılayanlara tavsiye, bir gün kendi canınız yansın istemiyorsanız bu meseleye sahip çıkın. Yoksa yolun ortasında bir gün sizin de sevdiğinizi “olur öyle” deyip geçerler.
00