Bir ülkenin Silikon Vadisi’ne öykünmesi kaçınılmaz bir refleks haline geldiyse, tabelalardan önce hayallerin değişmesi gerekiyor. Kocaeli’nde, Gebze yol ayrımında devasa bir “Bilişim Vadisi” tabelası görünce insanda bir umutlanma, bir “acaba bizden de unicorn çıkar mı?” iştahı uyanıyor, ama tabeladaki fiyakalı İngilizce sloganlar biraz fazla havalı kaçıyor. Girişimcilik altyapısı ihraç ettiğimizi iddia etmek, sanki Google’ın kurucuları Gebze Organize Sanayi’de bir yer baksaydı gerçekleşecek bir ütopya gibi.
Yedi bin metrekarelik “açık ofis” alanlarında parlayan “start-up” gözleri, kahve makinesi başında “hackathon” konuşan gençler... Bir yanıyla güzel, çünkü Türkiye’de bu tür bir kümelenmeye gerçekten ihtiyaç var. İstanbul’un ofislerinde masa bulamayan, Ankara’da bürokrasiden bunalan yazılımcılar için yeni bir vaha. Fakat işte mesele tam burada düğümleniyor. Altyapı başka, ekosistem başka. WiFi, masa, toplantı odasıyla dünya dominasyonu gelmiyor. Ekosistem dediğin, yatırımcısıyla, hukukçusuyla, müşteriyle, fiyasko girişimiyle, efsane başarı öyküsüyle bir arada var olur.
Altyapı satmak veya “ihraç etmek” iddiası biraz fazla iddialı. 2023’te Bilişim Vadisi’nden çıkan kaç şirket, gerçekten yurt dışında büyüdü? Global ölçekte kaç “exit” gördük? “Unicorn” etiketli firma sayısı, girişimcilik kamplarında dağıtılan tişörtlerden az. İhracat dediğin sadece yazılım satmak değil, know-how, kültür ve cesaret transferi içerir. Burada ise “burada da bir vadi var” özgüveniyle yol alınıyor.
Bir de işin PR tarafı var. İnovasyonun başkenti olma iddiası, ödül törenleri, LinkedIn paylaşımları, devlet protokolüyle yapılan açılışlar... Asansörde “ben de bir start-up kuruyorum” diyenlerin sayısı arttıysa ekosistem mi oluşmuştur, yoksa panayır mı başlamıştır, emin olamıyorum. Silicon Valley’de garajda kurulan Apple’ın hikayesiyle, Bilişim Vadisi’nde kurdele kesen bakanın hikayesi aynı cümlede buluşmuyor bir türlü.
Yine de umutsuzluk bulaştırmak istemem. 2024’te Bilişim Vadisi’nde tanıştığım bir ekip, Almanya’ya yazılım ihraç etmiş mesela. Hiç fena değil. Ama mesele bir iki başarıyla övünmek değil. Gerçek bir ekosistem kurmak için, başarısızlıktan öğrenen, yatırım alan, risk alan, dışarıdan para ve akıl çeken bir ortama ihtiyaç var. Aksi takdirde, vadide yalnızca tabelalar parlar, start-up’lar değil.
Yedi bin metrekarelik “açık ofis” alanlarında parlayan “start-up” gözleri, kahve makinesi başında “hackathon” konuşan gençler... Bir yanıyla güzel, çünkü Türkiye’de bu tür bir kümelenmeye gerçekten ihtiyaç var. İstanbul’un ofislerinde masa bulamayan, Ankara’da bürokrasiden bunalan yazılımcılar için yeni bir vaha. Fakat işte mesele tam burada düğümleniyor. Altyapı başka, ekosistem başka. WiFi, masa, toplantı odasıyla dünya dominasyonu gelmiyor. Ekosistem dediğin, yatırımcısıyla, hukukçusuyla, müşteriyle, fiyasko girişimiyle, efsane başarı öyküsüyle bir arada var olur.
Altyapı satmak veya “ihraç etmek” iddiası biraz fazla iddialı. 2023’te Bilişim Vadisi’nden çıkan kaç şirket, gerçekten yurt dışında büyüdü? Global ölçekte kaç “exit” gördük? “Unicorn” etiketli firma sayısı, girişimcilik kamplarında dağıtılan tişörtlerden az. İhracat dediğin sadece yazılım satmak değil, know-how, kültür ve cesaret transferi içerir. Burada ise “burada da bir vadi var” özgüveniyle yol alınıyor.
Bir de işin PR tarafı var. İnovasyonun başkenti olma iddiası, ödül törenleri, LinkedIn paylaşımları, devlet protokolüyle yapılan açılışlar... Asansörde “ben de bir start-up kuruyorum” diyenlerin sayısı arttıysa ekosistem mi oluşmuştur, yoksa panayır mı başlamıştır, emin olamıyorum. Silicon Valley’de garajda kurulan Apple’ın hikayesiyle, Bilişim Vadisi’nde kurdele kesen bakanın hikayesi aynı cümlede buluşmuyor bir türlü.
Yine de umutsuzluk bulaştırmak istemem. 2024’te Bilişim Vadisi’nde tanıştığım bir ekip, Almanya’ya yazılım ihraç etmiş mesela. Hiç fena değil. Ama mesele bir iki başarıyla övünmek değil. Gerçek bir ekosistem kurmak için, başarısızlıktan öğrenen, yatırım alan, risk alan, dışarıdan para ve akıl çeken bir ortama ihtiyaç var. Aksi takdirde, vadide yalnızca tabelalar parlar, start-up’lar değil.
00