Sinema tarihini yaşayan bir yönetmenden ders almak, o kadarını öğrenci olmaktan öte bir ayrıcalık. İstanbul Modern'in sanat eğitim programlarında verilen oyunculuk dersleri, sadece teknik öğretmek için değil; kameranın karşısında insan olmayı anlamak için dizayn edilmiş. Usta yönetmenlerin bu tür atölyeleri, oyuncu seçerken neye baktıklarını, neden baktıklarını açığa çıkarıyor.
Derse katılan birinin gözünden baktığında ilk şaşkınlık, yönetmenin teoriden ziyade sahneleme üzerinde durması oluyor. "Karakteri anlayan oyuncu, sahnede kendi kabuğundan çıkar" türünden laflar değil; konkret bir sahne, o sahnede neyin işe yaradığı, neyin yaramadığı. Video kaydı açılıyor, oyuncu oynuyor, yönetmen durduruyor, neden bu hareketini yaptığını soruyor. Oyuncu cevap veremiyor. O zaman işin başında bir problem var demektir.
Dersin gerçek değeri, oyunculuğun aslında yazılı bir metin değil, yönetmenin gözüyle görülen bir hikaye olduğunu anlatmasında yatıyor. Aynı diyaloğu üç farklı şekilde oynamak mümkün; hangisi doğru, hangisi yanlış değil, hangisi senaryoya uygun, hangisi karakterin iç dünyasını ifade ediyor, onu belirlemek yönetmenin işi. Ama oyuncu da bunu anladığında, set ortamında kendi inisiyatifini kullanabilir.
Tabii dersin dezavantajı da var. Sınırlı sayıda oyuncu alınıyor, yüksek ücret isteniyor. İstanbul Modern'in bu tür programları, maddiyatı olmayanlar için ulaşılması zor kalabiliyor. Oyunculuk öğrenmenin yolunun sadece böyle elit mekanlar olmaması lazım, ama gerçek şu ki, usta biriyle çalışma fırsatı paha biçilmez.
Bir de şu var: yönetmen dersi vermek için dersi vermez. Sinema yapan insanlar genellikle ders vermekten sıkılırlar, zaman kaybı gibi görürler. Fakat bu tür atölyelere katılanlar, yönetmenin katıldığı derslerin değerini bilir. Çünkü teorik bilgi her yerde yazılıdır; bizzat bir film yapan kişinin "ben böyle yapıyorum, sen de bunu dene" demesi ise, sadece bir dersten fazlasıdır.
Derse katılan birinin gözünden baktığında ilk şaşkınlık, yönetmenin teoriden ziyade sahneleme üzerinde durması oluyor. "Karakteri anlayan oyuncu, sahnede kendi kabuğundan çıkar" türünden laflar değil; konkret bir sahne, o sahnede neyin işe yaradığı, neyin yaramadığı. Video kaydı açılıyor, oyuncu oynuyor, yönetmen durduruyor, neden bu hareketini yaptığını soruyor. Oyuncu cevap veremiyor. O zaman işin başında bir problem var demektir.
Dersin gerçek değeri, oyunculuğun aslında yazılı bir metin değil, yönetmenin gözüyle görülen bir hikaye olduğunu anlatmasında yatıyor. Aynı diyaloğu üç farklı şekilde oynamak mümkün; hangisi doğru, hangisi yanlış değil, hangisi senaryoya uygun, hangisi karakterin iç dünyasını ifade ediyor, onu belirlemek yönetmenin işi. Ama oyuncu da bunu anladığında, set ortamında kendi inisiyatifini kullanabilir.
Tabii dersin dezavantajı da var. Sınırlı sayıda oyuncu alınıyor, yüksek ücret isteniyor. İstanbul Modern'in bu tür programları, maddiyatı olmayanlar için ulaşılması zor kalabiliyor. Oyunculuk öğrenmenin yolunun sadece böyle elit mekanlar olmaması lazım, ama gerçek şu ki, usta biriyle çalışma fırsatı paha biçilmez.
Bir de şu var: yönetmen dersi vermek için dersi vermez. Sinema yapan insanlar genellikle ders vermekten sıkılırlar, zaman kaybı gibi görürler. Fakat bu tür atölyelere katılanlar, yönetmenin katıldığı derslerin değerini bilir. Çünkü teorik bilgi her yerde yazılıdır; bizzat bir film yapan kişinin "ben böyle yapıyorum, sen de bunu dene" demesi ise, sadece bir dersten fazlasıdır.
00