Geçen pazar, Kadıköy’de sabah yürüyüşünde yolum Bahariye’ye saptı, tam Karikatür Evi’nin önünde bir grup genç, “Barınamıyoruz!” diye sesleniyordu. Yanlarında renkli pankartlar, aralarında Che tişörtlüsü de vardı, klasik. Yan bankta iki amca “Bunların derdi maaş değil, ideoloji” diye konuşuyordu. İşin tuhafı, eve dönerken mahalledeki marketin önünde başka bir grup, ellerinde “Aile kutsaldır!” dövizleriyle toplanıp sessizce dua ediyordu. Aynı sokakta, aynı gün iki uç.
İstanbul’da siyasi görüşler artık sosyal medyada değil, mahallenin bakkalında, hatta apartman WhatsApp grubunda bile kendini gösteriyor. Geçen ay bizim apartmandaki doğal gaz zammı tartışmasında, “Devletin cebini doldurduğu yetmedi mi?” diyenler ile “Şükretmek lazım, Avrupa’da durum daha kötü” diyenler birbirine girdi. Ekonomi konuşuyoruz gibi dursa da, aslında herkesin arkasında kendi siyasi rengi var. Bunu bazen cümlenin sonunda çakılan bir ‘elhamdülillah’ bazen de “Atatürk’ün askerleriyiz”le anlıyorsun.
Siyaset sadece sandıkta bitmiyor. İdeolojik duruş, insanların evindeki halıdan markette aldığı domatese kadar inmiş durumda. Bir arkadaşım var, sırf “yerli ve milli” diye BİM’den alışveriş yapıyor. Diğeri “kapitalizmden nefret ediyorum” diyerek Kadıköy’de organik pazara gidiyor, ama aldığı domatesin kilosu 90 lira. Al işte, ideolojiyle tüketim arasındaki absürt çelişki.
Giyimde bile belli oluyor. Geçen yaz Çanakkale’de tatildeydim. Plajda bir grup genç, boydan boya Atatürk dövmeli, yanlarında klasik Nutuk kitapları, sohbetleri bile siyasi. Şezlongda yanlarında oturan aile ise, yüzme şortu üstüne tespih, sürekli “inşallah”lı, “maşallah”lı cümleler. Sanki herkes, küçük birer parti temsilcisi gibi kendi kimliğini vitrine koymaya çalışıyor.
Bir de şu var, ideolojiler artık “ben buyum” demek için kullanılmaya başlandı. Kimse sadece düşüncesini paylaşmıyor, adeta yaşam tarzını markalıyor. Arabasına “Vatan Millet Sakarya” yazan da var, balkonuna gökkuşağı bayrağı asan da. Eskiden bu kadar bariz değildi sanki. 2000’lerin başında, mahallede kimse kime oy verdiğini açık açık söylemezdi; şimdi normal bir pazar kahvaltısında bile biri çıkıp lafı siyasete getiriyor.
Kısacası, Türkiye’de ideoloji sadece oy verdiğin partiyle ilgili değil. Evde, sokakta, markette; her yer, her şey artık siyasi bir mesaj taşıyor. Kimse de ortada durmaya niyetli değil, herkes safını belli ediyor. Ve bana kalırsa, bu iş giderek daha da uçlara gidiyor.
İstanbul’da siyasi görüşler artık sosyal medyada değil, mahallenin bakkalında, hatta apartman WhatsApp grubunda bile kendini gösteriyor. Geçen ay bizim apartmandaki doğal gaz zammı tartışmasında, “Devletin cebini doldurduğu yetmedi mi?” diyenler ile “Şükretmek lazım, Avrupa’da durum daha kötü” diyenler birbirine girdi. Ekonomi konuşuyoruz gibi dursa da, aslında herkesin arkasında kendi siyasi rengi var. Bunu bazen cümlenin sonunda çakılan bir ‘elhamdülillah’ bazen de “Atatürk’ün askerleriyiz”le anlıyorsun.
Siyaset sadece sandıkta bitmiyor. İdeolojik duruş, insanların evindeki halıdan markette aldığı domatese kadar inmiş durumda. Bir arkadaşım var, sırf “yerli ve milli” diye BİM’den alışveriş yapıyor. Diğeri “kapitalizmden nefret ediyorum” diyerek Kadıköy’de organik pazara gidiyor, ama aldığı domatesin kilosu 90 lira. Al işte, ideolojiyle tüketim arasındaki absürt çelişki.
Giyimde bile belli oluyor. Geçen yaz Çanakkale’de tatildeydim. Plajda bir grup genç, boydan boya Atatürk dövmeli, yanlarında klasik Nutuk kitapları, sohbetleri bile siyasi. Şezlongda yanlarında oturan aile ise, yüzme şortu üstüne tespih, sürekli “inşallah”lı, “maşallah”lı cümleler. Sanki herkes, küçük birer parti temsilcisi gibi kendi kimliğini vitrine koymaya çalışıyor.
Bir de şu var, ideolojiler artık “ben buyum” demek için kullanılmaya başlandı. Kimse sadece düşüncesini paylaşmıyor, adeta yaşam tarzını markalıyor. Arabasına “Vatan Millet Sakarya” yazan da var, balkonuna gökkuşağı bayrağı asan da. Eskiden bu kadar bariz değildi sanki. 2000’lerin başında, mahallede kimse kime oy verdiğini açık açık söylemezdi; şimdi normal bir pazar kahvaltısında bile biri çıkıp lafı siyasete getiriyor.
Kısacası, Türkiye’de ideoloji sadece oy verdiğin partiyle ilgili değil. Evde, sokakta, markette; her yer, her şey artık siyasi bir mesaj taşıyor. Kimse de ortada durmaya niyetli değil, herkes safını belli ediyor. Ve bana kalırsa, bu iş giderek daha da uçlara gidiyor.
00