Orta Doğu’nun kanayan yarası çatışmalar, sağlık sistemlerini tam anlamıyla felç etmiş durumda. Birkaç hastanenin bombalanmasını geç, altyapı çökmüş, doktorlar kaçmış, ilaç bulunamaz hale gelmiş. DSÖ’nün raporuna göre bu durum sadece bölge halkının hayatını değil, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor.
Savaşın ortasında sağlık hizmeti sunmaya çalışanları düşünmek lazım. Elektrik kesintileri, su yetersizliği derken, basit bir pansuman bile lüks haline gelmiş. Mesela Suriye ve Yemen’de sağlık çalışanları, hem kendi canlarını hiçe sayıyor hem de imkânsız koşullarda hayat kurtarmaya çalışıyor. Peki, bu herkesin umurunda mı? Maalesef hayır. Dünya adeta savaş ve sağlık krizlerine kör, sağır.
Şu gerçek var ki, savaş sadece tankların ve bombaların yarattığı tahribatla sınırlı değil. Uzun vadede sosyal yapıyı, ekonomiyi, hatta gelecek nesillerin sağlığını çökertecek bir zehirle karşı karşıyayız. DSÖ’nün “Doğrudan çatışmalar sağlık sistemlerini çökertiyor” tespiti, aslında “Orta Doğu’da devletler iflas ediyor” demenin yumuşak hali.
Sağlık sisteminin çökmesi demek; bulaşıcı hastalıkların artması, kronik hastalıkların tedavisinde gecikmeler, anne-bebek ölüm oranlarının katlanması demek. İlaç yok, doktor yok, hastane yok. Burada asıl mesele sadece acil müdahale değil, kriz sona erdiğinde toparlanmanın nasıl sağlanacağı.
Çözüm, uluslararası toplumun gözünü açması ve savaşan tarafların insan hayatını öncelemesi. Ama gerçek hayatta bu çok zor. Bizim gördüğümüz; siyasi hesaplarla hayatlar heba oluyor. DSÖ’nün raporu sadece bir uyarı değil, Orta Doğu’da sağlık sistemlerinin tamamen yıkılmasının resmidir.
Kısacası, bu tabloya bakınca insanın içi yanıyor. Sağlık, savaşın en çok vurduğu alanlardan biri. Çözüm için önce savaş bitsin demek, klişe değil, en makul talep. Yoksa sadece hastaneler değil, insanlık da iflas eder.
Savaşın ortasında sağlık hizmeti sunmaya çalışanları düşünmek lazım. Elektrik kesintileri, su yetersizliği derken, basit bir pansuman bile lüks haline gelmiş. Mesela Suriye ve Yemen’de sağlık çalışanları, hem kendi canlarını hiçe sayıyor hem de imkânsız koşullarda hayat kurtarmaya çalışıyor. Peki, bu herkesin umurunda mı? Maalesef hayır. Dünya adeta savaş ve sağlık krizlerine kör, sağır.
Şu gerçek var ki, savaş sadece tankların ve bombaların yarattığı tahribatla sınırlı değil. Uzun vadede sosyal yapıyı, ekonomiyi, hatta gelecek nesillerin sağlığını çökertecek bir zehirle karşı karşıyayız. DSÖ’nün “Doğrudan çatışmalar sağlık sistemlerini çökertiyor” tespiti, aslında “Orta Doğu’da devletler iflas ediyor” demenin yumuşak hali.
Sağlık sisteminin çökmesi demek; bulaşıcı hastalıkların artması, kronik hastalıkların tedavisinde gecikmeler, anne-bebek ölüm oranlarının katlanması demek. İlaç yok, doktor yok, hastane yok. Burada asıl mesele sadece acil müdahale değil, kriz sona erdiğinde toparlanmanın nasıl sağlanacağı.
Çözüm, uluslararası toplumun gözünü açması ve savaşan tarafların insan hayatını öncelemesi. Ama gerçek hayatta bu çok zor. Bizim gördüğümüz; siyasi hesaplarla hayatlar heba oluyor. DSÖ’nün raporu sadece bir uyarı değil, Orta Doğu’da sağlık sistemlerinin tamamen yıkılmasının resmidir.
Kısacası, bu tabloya bakınca insanın içi yanıyor. Sağlık, savaşın en çok vurduğu alanlardan biri. Çözüm için önce savaş bitsin demek, klişe değil, en makul talep. Yoksa sadece hastaneler değil, insanlık da iflas eder.
00