Her 12 Mart’ta yayımlanan resmi mesajlar bana eskiyle bugünün arasındaki mesafeyi daha çok hissettiriyor. Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’nı bir mükafata tenezzül etmeden, saf bir inanç ve memleket aşkıyla yazması, bugünlerde siyasal mesajların ve sembollerin ne kadar yüzeyselleştiğini hatırlatıyor. O dönemde milli marşın kabulü, bir milletin varoluş mücadelesinin sesi gibiydi; şimdi ise çoğu zaman ezbere okunan, içeriği sorgulanmayan bir ritüele dönüştü. TBMM Başkanı’nın mesajı da genelde klasik cümlelerle sınırlı kalıyor: “Milli ruh”, “birlik ve beraberlik”, “Aziz şairimizi rahmetle anıyoruz.” Bu ifadelerin, Akif’in o radikal yoksulluğunda ortaya çıkan sarsıcı samimiyetle pek ilgisi yok. Akif’in “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” dileği, gerçek bir iç hesaplaşma, bugünkü resmi anma mesajlarından çok daha derin bir anlam taşıyor. 1921’deki atmosferle 2024’teki mesafe, yalnızca zamanın değil, anlamın da aşındığını gösteriyor.
00