Her sezon başı aynı terane. Haziran’da transfer haberleri patlamaya başlar, “Bu sene bizde” gazı verirler. Sonra yaz sıcağında boşuna forma alanlar, Eylül’de ilk maçta küfürle açılır. Statta “Şampiyon olacağız” diye bağıran adam, Kasım’da hocanın istifasını ister. Geçen sezon Kadıköy’de bu geyiğin aynısını Fenerbahçeli arkadaşlardan dinlemiştim. 2023’te “Abi kesin kupayı kaldırıyoruz” diyen çocuk, Mayıs’ta “yönetim istifa” diye story atıyordu.
Durum Galatasaray ve Beşiktaş’ta da farklı değil. En son 2019’da Türk Telekom Stadyumu’nda gördüğüm bir dayı, sezon başlamadan “En kötü ikinciyiz” demişti. 12. haftada WhatsApp’tan küfürlü caps yolluyordu. Takımına güven tamam da, 34 hafta bu kadar kendini harcamak niye? Zaten üç büyüklerin de bahanesi hazır: “Hakemler, VAR, federasyon, topun sekmesi, yağmur, kar, bilmem ne.” Başarı olursa “biz yaptık”, rezillik olursa “dış güçler.” Her sene aynı döngü.
Bir de şu “yeni transferler geldi, bu sene başka” goygoyu var. Sanki geçen sene gelen yıldızlar, bu sezon 3 gömlek gelişmiş gibi. Adam geçen yıl yedek kulübesinde oturuyordu, şimdi kral olacak. Ocak’ta “Devre arası transfer bombalarıyla uçuyoruz!” Geçen yıl menisküs ameliyatı olmuş, bu yıl Messi’yi kesecek. Abartmayın artık.
Gözlemlerimden net çıkarım: Takım muhabbeti, Türkiye’de umut tüccarlığıdır. İnsanın hayal satmaya ihtiyacı var ama gerçekler ortada. Son 10 yılda ligi kim aldı, kaç puanla aldı bak. 4 büyükler dışında kupa gören yok. 2010’dan beri bir Başakşehir, o kadar. Herkes kendini kandırıyor.