14 Mart sabahı hastaneye girince, koridorda beyaz önlüklü bir kalabalık ve bolca kırmızı karanfil görüyorsan o günün anlamını anlıyorsun. Kutlamalar, konuşmalar, kimi yerde sembolik teşekkür plaketi… Ama işin aslı, çoğu doktor ve hemşire için o gün yine nöbet, yine yoğun mesai. Ben 2018’de Cerrahpaşa’da Tıp Bayramı’na denk geldim; geleneksel pilav dağıtıldı, herkes bir araya geldi ama acil serviste hayat aynı hızda devam ediyordu.
Türkiye’de 14 Mart’ın geçmişi biraz da mücadeleyle dolu. 1919’da işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri ve hocalar, hem meslek onurunu hem de ülkenin bağımsızlığını savunmak için toplanmış. Hatta ilk kutlama bir direniş öyküsüdür. Bugün ise sağlık çalışanlarının iş yükü, şiddetle karşılaşmaları, özlük hakları gibi gerçek sorunlar gölgede kalabiliyor. Hasta yakını tarafından darp edilen bir acil doktoru için bu günün anlamı, bir karanfilden çok daha fazlası.
İşin pratiği, tıp eğitimiyle uğraşanlar için kutlama demek, sabahın köründe poliklinikte olmak, “hadi kutlanacak bir şey varsa bugün biraz daha insanca davranalım” demek. Bir doktor arkadaşım, “Tıp Bayramı’nda en çok istediğim tek şey, bir gün boyunca küfür yememek” demişti. Çok ağır, ama gerçek. Türkiye’de sağlık çalışanı olmak, her an tetikte olmak demek.
Biraz da işin hukuki yanına bakalım: 2022’de çıkan Beyaz Reform paketiyle sağlıkçılara yönelik şiddetin cezaları arttı, ama sahada değişim yavaş. Ayrıca tüm sağlıkçılar bu bayramı aynı şekilde kutlamıyor. Hemşireler ve teknikerler de sistemin belkemiği ama merkezde genellikle doktorlar var gibi bir algı var. Oysa bir ameliyathane hemşiresi, ya da bir paramedik için de sahada hayat değişmiyor.
Bir tavsiye; o gün bir devlet hastanesine işin düşerse, sağlık çalışanlarına “Bayramınız kutlu olsun” demekten çekinme. Bir teşekkür, onların gününü gerçekten değiştiriyor. Lafla değil, davranışla destek olmak da önemli: Yoğunlukta sabretmek, gereksiz taleplerle yük olmamak, randevusuna sadık kalmak gibi küçük şeylerin büyük etkisi var.
Özetle pilavdan, karanfilden fazlası bu gün. Sağlıkçının cebine tam maaş yatmadıkça, acilde küfür kesilmedikçe, bir bayramın anlamı anca hatırlatıcı olabilir. Ama unutmamak lazım, 14 Mart’ı yaşatan asıl motivasyon, bu mesleğin taşıdığı inatçı umut. Her sabah serum başında, ameliyathane kapısında, poliklinik masasının arkasında o umuda tutunan birileri var.
Türkiye’de 14 Mart’ın geçmişi biraz da mücadeleyle dolu. 1919’da işgal altındaki İstanbul’da, tıp öğrencileri ve hocalar, hem meslek onurunu hem de ülkenin bağımsızlığını savunmak için toplanmış. Hatta ilk kutlama bir direniş öyküsüdür. Bugün ise sağlık çalışanlarının iş yükü, şiddetle karşılaşmaları, özlük hakları gibi gerçek sorunlar gölgede kalabiliyor. Hasta yakını tarafından darp edilen bir acil doktoru için bu günün anlamı, bir karanfilden çok daha fazlası.
İşin pratiği, tıp eğitimiyle uğraşanlar için kutlama demek, sabahın köründe poliklinikte olmak, “hadi kutlanacak bir şey varsa bugün biraz daha insanca davranalım” demek. Bir doktor arkadaşım, “Tıp Bayramı’nda en çok istediğim tek şey, bir gün boyunca küfür yememek” demişti. Çok ağır, ama gerçek. Türkiye’de sağlık çalışanı olmak, her an tetikte olmak demek.
Biraz da işin hukuki yanına bakalım: 2022’de çıkan Beyaz Reform paketiyle sağlıkçılara yönelik şiddetin cezaları arttı, ama sahada değişim yavaş. Ayrıca tüm sağlıkçılar bu bayramı aynı şekilde kutlamıyor. Hemşireler ve teknikerler de sistemin belkemiği ama merkezde genellikle doktorlar var gibi bir algı var. Oysa bir ameliyathane hemşiresi, ya da bir paramedik için de sahada hayat değişmiyor.
Bir tavsiye; o gün bir devlet hastanesine işin düşerse, sağlık çalışanlarına “Bayramınız kutlu olsun” demekten çekinme. Bir teşekkür, onların gününü gerçekten değiştiriyor. Lafla değil, davranışla destek olmak da önemli: Yoğunlukta sabretmek, gereksiz taleplerle yük olmamak, randevusuna sadık kalmak gibi küçük şeylerin büyük etkisi var.
Özetle pilavdan, karanfilden fazlası bu gün. Sağlıkçının cebine tam maaş yatmadıkça, acilde küfür kesilmedikçe, bir bayramın anlamı anca hatırlatıcı olabilir. Ama unutmamak lazım, 14 Mart’ı yaşatan asıl motivasyon, bu mesleğin taşıdığı inatçı umut. Her sabah serum başında, ameliyathane kapısında, poliklinik masasının arkasında o umuda tutunan birileri var.
00