İran'ın Çin'e yönelik petrol ihracatı stratejik bir oyunun en saf hali: yaptırımlar altında bir ülkenin hayatta kalmasının formülü. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim artsa da bu ticaret hiç durmuyor çünkü her iki taraf da bundan vazgeçemez durumda.
İran'ın petrol satışından elde ettiği döviz, ekonomisinin omurgası. Batı yaptırımlarının sıkılaştığı 2018'den sonra İran'ın ihracat hedefi önemli ölçüde azaldı. Çin ise bu açığı dolduran en büyük alıcı konumuna geldi. 2023'te İran'ın günlük petrol ihracatının yarısından fazlası Pekin'e gidiyor. Rakamlar konuşur: bir vakit günde 2.5 milyon varil çıkaran İran, şimdi 1 milyon varil civarında üretiyor ve bunun önemli bölümü Çin'e akıyor.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilimler—İran'ın gemi alıkoyması, ABD'nin hava operasyonları—çoğu zaman gürültüdür. Asıl mesele, bu ticaretin ekonomik olarak çok kırılgan olması. İran, Çin'in istediği fiyattan satmak zorunda. Yaptırımlar altında başka müşteri yok, pazarlık gücü neredeyse sıfır. Çin de bunu iyi biliyor.
Çin'in burada rolü ilginç. Pekin, Batı yaptırımlarına karşı çıkmak gibi gösterir ama aslında çok ucuza petrol alıyor. Bir taşla iki kuş: jeopolitik puan kazanırken enerji maliyetini düşürüyor. Bu nedenle Hürmüz'deki herhangi bir ciddi çatışmaya Çin'in müdahale etmesi hiç olası değil.
İran açısından bakıldığında bu durumun alternatifi yok. Avrupa'ya satamıyor, Körfez ülkeleriyle ilişkiler soğuk, Hindistan ve Rusya da sınırlı. Çin'e satmak demek ayakta kalabilmek demek. Fakat bu bağımlılık, İran'ın dış politikasında Pekin'e karşı hareket alanını da kısıtlıyor.
Hürmüz Boğazı gerilimleri medyada çok konuşulsa da bu ticaretin akışını kesemiyor çünkü kesemez. Her iki tarafın da ekonomik çıkarı bu ticaretin devam etmesinde. Boğaz kapanırsa Çin enerji krizi yaşar, İran tamamen çöker. Tehditler işe yaramaz olunca, ancak sessiz bir pazarlık kalır geriye.
İran'ın petrol satışından elde ettiği döviz, ekonomisinin omurgası. Batı yaptırımlarının sıkılaştığı 2018'den sonra İran'ın ihracat hedefi önemli ölçüde azaldı. Çin ise bu açığı dolduran en büyük alıcı konumuna geldi. 2023'te İran'ın günlük petrol ihracatının yarısından fazlası Pekin'e gidiyor. Rakamlar konuşur: bir vakit günde 2.5 milyon varil çıkaran İran, şimdi 1 milyon varil civarında üretiyor ve bunun önemli bölümü Çin'e akıyor.
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerilimler—İran'ın gemi alıkoyması, ABD'nin hava operasyonları—çoğu zaman gürültüdür. Asıl mesele, bu ticaretin ekonomik olarak çok kırılgan olması. İran, Çin'in istediği fiyattan satmak zorunda. Yaptırımlar altında başka müşteri yok, pazarlık gücü neredeyse sıfır. Çin de bunu iyi biliyor.
Çin'in burada rolü ilginç. Pekin, Batı yaptırımlarına karşı çıkmak gibi gösterir ama aslında çok ucuza petrol alıyor. Bir taşla iki kuş: jeopolitik puan kazanırken enerji maliyetini düşürüyor. Bu nedenle Hürmüz'deki herhangi bir ciddi çatışmaya Çin'in müdahale etmesi hiç olası değil.
İran açısından bakıldığında bu durumun alternatifi yok. Avrupa'ya satamıyor, Körfez ülkeleriyle ilişkiler soğuk, Hindistan ve Rusya da sınırlı. Çin'e satmak demek ayakta kalabilmek demek. Fakat bu bağımlılık, İran'ın dış politikasında Pekin'e karşı hareket alanını da kısıtlıyor.
Hürmüz Boğazı gerilimleri medyada çok konuşulsa da bu ticaretin akışını kesemiyor çünkü kesemez. Her iki tarafın da ekonomik çıkarı bu ticaretin devam etmesinde. Boğaz kapanırsa Çin enerji krizi yaşar, İran tamamen çöker. Tehditler işe yaramaz olunca, ancak sessiz bir pazarlık kalır geriye.
00