Merkez Bankası her faiz kararında piyasayı bir salıncakta tutmayı seviyor. Son dönemde bu salıncak biraz da panik haline geldi çünkü enflasyon mesele değil, güven mesele hale geldi.
Faiz oranlarının yükseltilmesi ya da düşürülmesi sırf ekonomik matematik değil, psikoloji oyunu. Merkez Bankası Başkanı'nın bir cümle sözü dolar kurunu 5 puan değiştirebiliyor. Bu güç korkutucu ama aynı zamanda çok zayıf. Çünkü piyasa bir kere güveni kaybetirse, faiz ne kadar yüksek olursa olsun döviz çıkışı durmuyor.
Geçtiğimiz iki yılda Türkiye'nin faiz politikası baştan sona sürüklendi. 2023'in ortasında "enflasyon düşecek, faiz düşecek" deniyordu. Sonra çarşıda karpuz fiyatı 100 liradan 300 liraya fırladı. Merkez Bankası da panikle faiz yükseltmeye başladı. İşin komiği, bu gecikmeli tepkiler maliyeti daha da artırdı. Şimdi yüksek faiz oranlarından kurtulmak istiyorlar ama enflasyon hala %60'ın üstünde geziniyor.
Faiz düşürmek istediğinde bir problem var: dolar. Türk Lirası'na güven yok, dolayısıyla faiz düştüğünde herkes dövize kaçıyor. Faiz yüksek tutarsan, ekonomi işlemiyor; işletme kredileri pahalı, tüketici borcu artıyor. Düşürürsen dolar tırmanıyor, ithal mallara zam geliyor, enflasyon yeniden yükseliyor. Merkez Bankası bu iki kötü seçenek arasında sıkışmış durumda.
Borsa yatırımcısı açısından bakarsak, faiz kararı duyurunca hisse senetleri dalgalanıyor. Faiz düşerse, paranın getirisi azalıyor, hisseler cazip hale geliyor; bankacılık sektörü zarar görüyor. Faiz yükselirse, tahvil ve mevduat cazip hale geliyor, hisse senetlerinden para çıkıyor. Orta yol diye bir şey yok burada.
Gerçek sorun şu: Merkez Bankası'nın elinde faiz oranı dışında çok az enstrüman kalmış. Döviz rezervleri sınırlı, maliye politikası hükümetin elinde. Merkez Bankası yalnızca faiz oranıyla oynayabiliyor ve bunu da hediye paketini açan çocuk gibi yapıyor—heyecanla ama plansız.
Faiz oranlarının yükseltilmesi ya da düşürülmesi sırf ekonomik matematik değil, psikoloji oyunu. Merkez Bankası Başkanı'nın bir cümle sözü dolar kurunu 5 puan değiştirebiliyor. Bu güç korkutucu ama aynı zamanda çok zayıf. Çünkü piyasa bir kere güveni kaybetirse, faiz ne kadar yüksek olursa olsun döviz çıkışı durmuyor.
Geçtiğimiz iki yılda Türkiye'nin faiz politikası baştan sona sürüklendi. 2023'in ortasında "enflasyon düşecek, faiz düşecek" deniyordu. Sonra çarşıda karpuz fiyatı 100 liradan 300 liraya fırladı. Merkez Bankası da panikle faiz yükseltmeye başladı. İşin komiği, bu gecikmeli tepkiler maliyeti daha da artırdı. Şimdi yüksek faiz oranlarından kurtulmak istiyorlar ama enflasyon hala %60'ın üstünde geziniyor.
Faiz düşürmek istediğinde bir problem var: dolar. Türk Lirası'na güven yok, dolayısıyla faiz düştüğünde herkes dövize kaçıyor. Faiz yüksek tutarsan, ekonomi işlemiyor; işletme kredileri pahalı, tüketici borcu artıyor. Düşürürsen dolar tırmanıyor, ithal mallara zam geliyor, enflasyon yeniden yükseliyor. Merkez Bankası bu iki kötü seçenek arasında sıkışmış durumda.
Borsa yatırımcısı açısından bakarsak, faiz kararı duyurunca hisse senetleri dalgalanıyor. Faiz düşerse, paranın getirisi azalıyor, hisseler cazip hale geliyor; bankacılık sektörü zarar görüyor. Faiz yükselirse, tahvil ve mevduat cazip hale geliyor, hisse senetlerinden para çıkıyor. Orta yol diye bir şey yok burada.
Gerçek sorun şu: Merkez Bankası'nın elinde faiz oranı dışında çok az enstrüman kalmış. Döviz rezervleri sınırlı, maliye politikası hükümetin elinde. Merkez Bankası yalnızca faiz oranıyla oynayabiliyor ve bunu da hediye paketini açan çocuk gibi yapıyor—heyecanla ama plansız.
00